CHP “UMUT VAR” DEDİ

Münir Bağrıaçık / DieGazete.de 

CHP Berlin Birliği’nin düzenlediği toplantıda Türkiye’deki son gelişmeler ele alındı. Toplantının organizasyonu ve sunumunu CHP Berlin Birliği Başkanı Kenan Kolat üstlenirken, konuşmacı olarak CHP Genel Başkan Yardımcıları Oğuz Kaan Salıcı, Ünal Çeviköz ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil Sütlü katıldı. Toplantıda Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu Oğuz Kaan Salıcı, dış politikadaki gelişmeleri aynı zamanda eski bir büyükelçi olan Ünal Çeviköz, kadın sorunlarını da Sera Kadıgil Sütlü dile getirdi.

Toplantıda ilk sözü CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı aldı. Salıcı Türkiye’nin iki yıl önce tek adam rejimine geçtiğini, bunun doğal sonucunda da ittifakların oluştuğunu belirtti. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olan CHP’nin geçtiğimiz yıl kimsenin beklemediği bir davranışla İYİ Parti ve Saadet Partisi ile ittifak kurduğunu belirtti. İstanbul Belediye Başkanlığını İmamoğlu’nun rekor oyla kazanmasının vatandaşın Ak Parti politikalarına ve haksızlığa tepki olduğunun altını çizen Salıcı şunları söyledi: “Sandıktan çıkan iradeyi görmezden geliyorlar. Oysa İstanbul seçimleri bir başlangıç. Kutuplaştırmaya karşı, ittifakımızı toplumumuzun her katmanında genişleterek devam edeceğiz. Yerel seçimdeki başarı ilk genel seçime yansıyacak ve güçlendirilmiş parlamento için asgari müşterekte bir araya geleceğiz. Bunu yapabileceğini CHP gösterdi. Ak Parti artık bölünüyor. Bu durum da onların devam edemeyeceğinin göstergesi.”

Uçuşa geçen Türkiye değil Dolar kuru

Oğuz Kağan Salıcı Türkiye’nin ağır bir ekonomik kriz içinde olduğunu, o krizi ortadan kaldıracak kadroların CHP’de olduğunu ve önümüzdeki seçimlerde ittifaklar yoluyla yüzde 50’den fazla oyu bir araya getirebilecek siyasi basirete de sahip olduğunu dile getiren Salıcı şöyle devam etti: “Anketler gösteriyor, vatandaş değişim istiyor. Referandum öncesi ‘başkanlık gelirse Türkiye uçuşa geçecek’ dendi. Uçuşa geçen bir tek şey var, o da dolar kuru. Türkiye’de başkanlık sistemine geçildiğinden beri iyi giden hiçbir şey yok. Öyle ki, yargı tamamen siyasallaştı. En son Sözcü yazarları Fetöcülükten ceza aldı. Zamlar çift haneli geliyor, ama enflasyon rakamları tek haneli. Bir devlet ve devletin kurumları kendi rakamlarını manipüle ediyorsa, Yunanistan örneğini yaşar” dedi.

Türkiye’nin normalleşmeye ihtiyacı var

Türkiye’nin kutuplaşma yerine normalleşmeye, birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğunu dile getiren Salıcı “Birlik ve beraberliğimizi hat safhada yaşamalıyız. Sadece CHP’lilerden bahsetmiyorum. Asgari müştereklere, yani güçler ayrılığı,  yargı ve medya bağımsızlığına inanan ve ‘ben bunda varım’ diyen herkese ihtiyacımız var. Türkiye’nin normalleşmesi ve daha yaşanabilir bir ülke haline gelmesi için bir araya gelmeye ihtiyacımız var. Şu anda bunu yapıyoruz. Önümüzdeki ilk seçime kadar da bunu yapmaya devam edeceğiz.”

HDP ittifakımızın parçası değildir

Türkiye’de siyaset yapmakla, burada yaşayıp siyaseti takip etmek arasında farklar olduğunu dile getiren Salıcı, kendilerini anlatacak gazete ve televizyonun olmadığını, ancak yürekli insanların CHP’de bir araya geldiğini söyledi. HDP’nin ittifaklarının bir parçası olmadığını da belirten Salıcı sözlerini söyle sürdürdü: “HDP seçim öncesi bazı yerlerde, hiçbir karşılık beklemeden destekleyeceklerini açıkladı. CHP’ye AKP’liler de oy verdi. İkisine de çok teşekkür ediyoruz. HDP siyasi bir parti ve TBMM’de temsil ediliyor. Biz, kriminalize eden AKP’nin baktığı gibi bakmıyoruz. Bu mücadeleyi hep beraber verelim. Çünkü eziyeti hep beraber çekiyoruz. Bazı asgari müşterekler var. Buna destek veren bir kişiye ‘daha önce neredeydin, ne yaptın’ diye sorma lüksüne sahip değiliz. Türkü, Kürdü, Alevisi, Sünnisi, yani ülkemizin bütün renkleriyle bir araya gelmeliyiz. Gücümüz de buradan geliyor.  Türkiye’nin ana omurgasını oluşturacak bir siyasi ittifaktan yanayız.”

Toplum değişiyor. Asgari müşterekte kol kola girilmeli

Türkiye’de toplumun değiştiğini ve bu gün yeni şeyler söyleme, yeni yöntemler bulma zamanı olduğunu ifade eden Salıcı “Bu değişime ayak uyduramayan gider. AKP de gidecek. Bu başkanlık sistemini AKP getirdi. Ama toplumun büyük kesimi şimdi bunu istemiyor. İttifak sistemini AKP getirdi, ama bugün kaybediyor. Ülkemizin ihtiyacı olan şey onların bölme ve kutuplaştırma siyasetine karşı, kol kola girmek. Asgari müşterekte kol kola girmek gerekiyor. Bizim buna ihtiyacımız var. Yapmamız gereken şey birlik ve bütünlüğümüzü koruyup bir araya gelmek. Onu yaptığımız zaman AKP siyaseti boşa düşüyor. CHP’yi sıkıntıya sokmak için Millet ittifakını parçalamak istiyorlar. Çünkü ittifakın bir çekim merkezi olmasıyla sıkıntıları var” şeklinde sözlerini tamamladı.

Yurt dışı birlikler tek çatı altında toplanmalı

Yurt dışında birlik kurulsun diye yetki verildiğini, kadın örgütlenmesinden ve aktif olunmasından da memnun olduklarını kaydeden Salıcı şöyle devam etti: “Önümüzdeki dönem Almanya’daki 9 birliğin tek bir çatı altında toplanmasını istiyoruz. Ankara’dan Almanya’ya baktığımızda, bir ortak yönetim görmeye ihtiyaç var. Onun için de daha aktif, gerek buradaki haklar için mücadele eden lobi yapan, gerekse CHP için kapı kapı dolaşabilen bir siyasi yapı ve örgütlenmeye ihtiyaç var. Şimdiye kadar olmaması bizim eksikliğimizdir. Ama önümüzdeki dönem için bütün birlikler ‘birlikten kuvvet doğar’ anlayışı ile tek çatı altında toplanıp daha güçlü olmaya ihtiyacımız var.”

Ünal Çeviköz: Dış politika iç politikaya malzeme ediliyor

Salıcı’nın da belirttiği gibi ülkenin büyük sıkıntılar içinde olduğuna dikkat çeken Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, özellikle ekonominin, adaletsizlik, haksızlık, hukuksuzluğun ayyuka çıktığına değindi. Ülkede yaşanan sorunları gözden uzak tutmak maksadıyla, dış politikanın iç politikaya malzeme yapıldığını belirten Çeviköz, şöyle devam etti: “Dış politikada ‘yumuşak ve sert güç kavramları’ vardır. Yumuşak gücü, Türkiye, SSCB’nin yıkılmasından sonra kendi bölgesinde kullandı ve fevkalade başarılı bir şekilde yürüttü. Kendi bölgesinde güçlü, saygın ve örnek bir aktördü. Ama böylesi bir yumuşak güç yerine geleneksel uygulamalardan sapmalar başladı. Bir kere bu sadece Atatürk’ün bize tarihsel mirası olan ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ kavramı değildir. Atatürk, Orta Doğu’da Arap ülkeleri arasındaki ikili meselelere ve kavgalara asla karışılmaması gerektiğine dikkat çekmiştir. Yani ‘tarafsız olacaksınız’ demiştir. Türkiye son 10 yılda tarafsızlığını kaybetti. Böylece inandırıcılık ve güvenilirlik kaybedilmiştir. Böyle olunca sorunun çözümüne katkıda bulunamazsınız. Sadece içinde bulunduğumuz coğrafyada değil, örneğin NATO’da veya Avrupa ülkeleriyle beraber bazı sorunların çözümünde itibarı yavaş yavaş ortadan kalktı. Diplomasi yerine sert güç, yani kuvvet kullanarak sürekli tehdit dili ve ey deyip bağırıp çağırarak, muhataplar incitilmeye başlandı. Türkiye’nin dış politikasında tehdit ve şantaj yapılması önemli bir dönüşümdür. Gerek Suriye, gerek Libya, gerekse Doğu Akdeniz’de kendisini güçlü bir devlet olarak göstermek için askerini kullanarak dış politikasını kabul ettirme yöntemine başladı. CHP de ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesiyle bize miras bırakılan politikanın doğruluğuna ve her şeyden önce tarafsızlığını muhafaza eden bir dış politika çizgisini savunuyor.”

Libya için Mustafa Kemal’i kullanıyorlar

Libya ile ilgili olarak CHP’nin de içinde bulunduğu ittifaktaki bütün partilerin asker gönderilmesiyle ilgili teskereye hayır oyu kullandığını hatırlatan Çeviköz, görüşlerini şöyle dile getirdi: “1911’de Mustafa Kemal de gitti dediler. O zaman Libya Osmanlı toprağıydı. Mustafa Kemal de topraklarını savunmak için giden bir subaydı. Ama bugün Libya Türkiye toprakları değil. Türkiye, Libya’ya 2 bin kilometre uzaklıkta. Son zamanlarda sıkıştıkça Mustafa Kemal’e başvuruyorlar. Bu şekilde kullanarak ‘o gitti, ben de giderim’ diye bir kıyaslama yapmak, hem Mustafa Kemal’e, hem Cumhuriyet tarihimize hakarettir. Çünkü bizim savaşımız olmayan bir iç savaşta taraf olmayı ve Mehmetçiğimizin Libya çöllerinde şehit düşmesini doğru bulmadık.  Bakıyorsunuz Sayın Erdoğan diyor ki ‘Biz oraya farklı birliklerle, farklı ekipler göndereceğiz. Bunların da başına bir korgeneral vereceğiz.’ Böylesi bir durumda uluslararası alanda suçlu duruma düşersiniz. Nitekim bu konuda BM’de çok ciddi belgeler var. Eğer asker göndereceksen, cesur bir şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerini gönder. Ama Mehmetçik şehit olursa bu politika ters teper diyerek, iktidar başka birlikler gönderirim diyor. Yurttaşlarımıza da gerçeği göstermek için çaba gösterdik. Kamuoyu yoklamalarında da yurttaşlarımızın yüzde 56’sı Libya’ya asker gönderilmesini istemiyor. Türkiye yavaş yavaş diplomasiyi geri plana iten, güç gösterisiyle bir şeyler elde etmeye çalışan, ya da tehditlerle bir dış politika yürütüyor. Hiç taraf olmadığımız iç savaşlara taraf olma riski taşıyorsunuz. Ayrıca taraf olduğunuz zaman o iç savaşın nasıl biteceğini bilmiyorsunuz. İşte bütün bunlar, Türkiye’nin dış politikasındaki en önemli dönüşüm ve değişiklik.”

Bizim dış politikamız tamamen barışa dayalıdır.

CHP olarak bütün sorunların barışçı yollarla çözülmesini önceleyen, askeri gücün bir tehdit olarak değil, caydırıcılık olarak kullanılması gerektiğine işaret eden Çeviköz, CHP’nin bakışını da şöyle özetledi: “Bizim dış politikamız tamamen barışa dayalıdır. Biz onların Türkiye’ye daha çok yakınlaşmalarını ve ikili itilafların çözümüne katkı sağlamayı düşünüyoruz.. Yurtta barış dünyada barış ilkesi bir askerin bir savaştan ürettiği en önemli barış cümlesidir. Bugün bölgemizde diyaloğa giremediğimiz, ya da diplomatik ilişki kuramadığımız bir çok ülke var. Kahire’de elçimiz yok. Şam’da yok, İsrail’de yok. Yani bugün bizim Orta Doğu’da en önemli sorun olarak gördüğümüz Filistin meselesini konuşacak bir diplomatımız bulunmuyor. Bunlar uygulanan dış politikanın yanlışlarının ortaya çıkardığı sonuçlardır. Biz bunların hepsini düzeltmek için varız. İktidar olunca inşallah başarılı bir dış politika uygulamasıyla düzelteceğiz. Şu anda yurt dışı misyonun yüzde onundan fazlasında siyasi nedenlerle gönderilmiş misyon şefleri var. Artık diplomatlarımıza yukarıdan ‘şu şekilde yapacaksınız’ diye talimat geliyor. Çok büyük bir saygısızlık. Bu da benim içimi acıtıyor.”

Süleyman Şah türbesini yerine taşıyacağız

Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz haklarının uzun bir mevzu olduğunu ve üzerinde Türkiye’nin hakkı olan hiçbir kara parçasının teslim edilemeyeceğini belirten Çeviköz “Lozan’da silahsızlandırılması gereken adalar Yunanistan tarafından silahlandırdı. Bunun üzerinde durmalıyız. Suriye’de Esat ile yakınlaşmayı biz öteden beri savunuyoruz. Suriye sorununun çözümü için, 4 milyon insan için, ‘Suriye ile görüşmelisin Türkiye’ dediğimizde kulaklar sağır. Libya’da hükümetle iki mutabakat muhtırası imzalıyorsunuz. Diyorsunuz ki o hükümeti BM tanıyor ve meşru bir hükümettir. Ama Şam’daki hükümet de BM tarafından tanınıyor ve meşru bir hükümettir. Libya sorunun çözümü için BM’nin ara buluculuk yapmasını ve diplomasinin devrede olması gerektiği teklifinde bulunduk. Sayın Erdoğan, genel başkanımıza yönelik olarak ‘Uluslararası hukuk da bilmiyor. Bir tarafta terörist var, diğer tarafta meşru hükümet var. Nasıl arabuluculuk yapalım’ dedi. Ama üç gün sonra Moskova’da Putin ile birlikte BM adına arabuluculuk yapalım dedi. Üç günde fikir değiştirdi. Bu arada Süleyman Şah türbesini iktidar kaçırdı. Biz iktidar olunca türbeyi yerine götüreceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.”

“Kanal Katar”ı yaptırmayacağız

Bir soruda “Kanal Katar” denilmesini “Bu kadar güzel bir ifade görmedim” diyen Çeviköz, bu konuda görüşlerini şöyle dile getirdi: “Uzun bir mesele ama, biz Kanal İstanbul’u yaptırmayacağız.  Bundan emin olabilirsiniz. Bu iki nedenden dolayı fevkalade önemli. Bir tanesi, İstanbul’a çok büyük bir felaket getirecektir. İkincisi, yapıldığı takdirde Montrö Sözleşmesi’nin tamamen dibi delinecektir.  Bu da İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki egemenlik hakkını ortadan kaldıracaktır. O nedenle doğru bir proje olarak bakmıyoruz.”

Kadın uyanışı başladı

İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil Sütlü, ömrü yettiğince kadın sorununu anlatacağını söyledi. Sera Kadıgil Sütlü şöyle devam etti: “Ömrümün 30 yılını bir ‘bayan’ olarak geçirdim. Kadın sorununu da anlamış değildim. Abartmayın diyordum. Bunun üzerinden bir popilizm yapıldığını düşünüyordum. Ne zaman ki, siyasete girdim ve kadınlarla ilgili benden söz söylemem istendi, samimiyetle ilgilenmeye başladım. Sadece Türkiye’de değil, bir iki ülke dışında dünyada kadınlar erkeklerden az para kazanıyorlar, daha zor iş bulup yükseliyorlar. Üstelik eğitimli eğitimsiz kesim fark etmiyor. Dünyanın her yerinde tacize, tecavüze, cinsel ve ekonomik istismara maruz kalıyorlar. AKP iktidarı ve orta çağ özlemiyle yanıp tutuşan arkadaşlarımız, o kadar saçma sapan uygulamalara imza atıyorlar ki, hakikaten ne dayanacak, ne direnecek, ne susup oturacak, gücümüz kaldı.  Bu yüzden sesimi biraz yüksek perdeden çıkarıyorum. Bir kadın uyanışı başladı ve kusura bakmayın beyler, hiç biriniz önünde duramayacaksınız. Geçen yıl Türkiye’de 474 kadın katledildi. Yüzde 85’i eşleri, sevgilileri veya nişanlıları tarafından öldürüldü. Neden bizim gibi ataerkil toplumlarda, erkek kadının kendi istediği gibi yaşamasını istiyor. Kadının kendi iradesi ve fikri olmayacak. Makbul ise yaşayacak, değilse ölecek. Böyle bir anlayışla yönetiliyoruz ve bu anlayış pompalanıyor.”

Toplumsal cinsiyet eşitliği yok

Türkiye’de çok fazla akademisyen kadınımızın olduğunu, ancak yönetim kademesinde ise yerlerinin olmadığını belirten Kadıgil Sütlü “İş yönetmeye gelince ‘elinin hamuruyla karışmayacaksın’ diyorlar.  Yargıda da öyle. Dizilerden, filmlerden şikayet ediliyor, RÜTÜK’de bir tane kadın üye yok. Toplumsal cinsiyet eşitliği denilen kavrama savaş açmış bir iktidarla karşı karşıyayız. Sadece kadınlara bir iyilik yapın, ananız bacınız da mı yok denen bir durum değil. Eğer kadınla erkeği eşit bir şekilde hayata ve istihdama katamazsak, bir arpa boyu ilerleyemeyecek bu ülke.  Ama geçen yıl sapkın eylemlere yol açıyor, aile birliğimizi zedeliyor düşüncesiyle AKP, Türkiye’de bu tabiri kaldırdı. Kadına biçilen rol, anne olmak ve evinde kocasını beklemek olduğu için, bunun bir adım dışına çıkan kadınları zapt-u rapt altına almak ve kadınları uyandırmamak için mevzuattan çıkarttılar. Artık ‘havuz medyası’ da demiyorum ‘lağım medyası’ diyorum AKP’ye yandaş medyaya. Oraya açın bakın neler yazıyorlar. Daha da beteri biz de gelenek, görenek, kültür gibi korumamız gereken bir şey gibi satılıyor kadının ikinci sınıf vatandaşlığı. Erkek egosu zedelenmesi diye yargıda indirim var. İstanbul Sözleşmesi’nde aksi hüküm olmasına rağmen, böyle bir uygulama var. Dosyalarda yapılan savunmalardan utanıyorum. Saçma sapan kararlarla boğuştuğumuz için, onların tabiriyle ‘yaygara’ yapıyoruz.”

17 kadın milletvekili omuz omuza mücadele ediyoruz

Kadınların mecliste çok az temsil edildiğini de kaydeden Kadıgil Sütlü  “CHP’de 17 kişiyiz. Biz birbirimizi konuşmak veya kuyusunu kazmak yerine hep birlikte omuz omuza mücadele ediyoruz. Can havliyle birlikte hareket ediyoruz. İstanbul Sözleşmesi’ne uygun erkeklere haksız tahrik uygulamasının kaldırılması için kanun teklifi hazırlayıp meclise verdik.  Sizler bizden daha ilerde bir toplumda yaşıyorsunuz. Burada yaşayan tüm arkadaşlarımdan yaşadığınız veya gördüğünüz pozitif örnekleri ‘Türkiye’de de uygulansa iyi olur’ düşüncesiyle bize iletin. Biz, bunun çalışmasını ve lobisini Türkiye’de yapabiliriz. Türkiye’nin kısır siyasi tartışmasının içinde yurt dışındaki olumlu örnekleri kaçırabiliyoruz. Mevzuat taraması yapıp bizimle dayanışma içinde olabilirsiniz. Kadın kolları örgütlenmesi ayrı olduğu zaman, erkekler siz burada oynayın işte, biz siyaseti yaparız anlayışına evrilir, o nedenle dikkatli olalım. Ama bu konuda mutlaka bir çalıştay yapalım.”

Umudunuzu hiçbir zaman yitirmeyin

Toplantı için umutsuzluk ve iç karartmaya gelmediklerini de belirten İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil Sütlü şu mesajı verdi: “Umut var mı gerçekten, ne anlatacaksınız diye kapıda bana birisi sordu. Umudun olmadığı yerde bizim ne işimiz var. İçimizde umut olmadan siyaset yapıyorsak, para için yapıyoruzdur. İstanbul seçimlerinden bu yana, içimizde öyle bir umut var ki kendimi heyecanlı, mutlu ve umutlu hissediyorum. Geçen Haziran’da kendime ‘iyi ki bu mücadelenin bir parçası oldun’ dedim. CHP olarak size söz verelim, bir iki yıl içinde içiniz sıkıldığında gönül rahatlığıyla dönebileceğiniz özgür ve demokratik bir ülkeyi yeniden kuracağız. Ülkemizin ezeli ve ebedi tek bir başkumandanı vardır: Gazi Mustafa Kemal! Atatürk’ün çok sevdiğim bir sözü var ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim’ der. Siz de umudunuz yitirmeyin. Kendinize Atatürkçü diyorsanız hiç kimsenin umudunu yitirmeye hakkı yoktur.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*