DATÇA FİLM GÜNLERİ’NDE KONU “GÖÇ VE MÜLTECİLER”

Esmeri Alev Ekebaş / DieGazete.de / Datça

Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği (SETEM) öncülüğünde, Datça Belediyesi desteğiyle Datça Sinema Günleri düzenlendi. Etkinliği Eski Datça’ya taşıyan organizasyonu Sefa Tunahanlı ve avukat Oğuz Dönmez yaptı. Eski Datça’da ilk defa düzenlenen etkinlik, üç gün boyunca büyük ilgi gördü. Etkinlik kapsamında, teması ‘Göç ve Mülteci’ olan film gösterimleri yapıldı. Film gösterimi sonrasında izlenen filmlerin yönetmenlerinin katılımı ile söyleşiler düzenlendi. İzleyiciler, film yönetmenlerine istedikleri soruları sordular.

İlk günkü etkinlik, yönetmenliğini Seyfettin Tokmak’ın yaptığı, ‘Kırık Midyeler’ filmi ile başladı. Etkinlik, ikinci gün yönetmen Reis Çelik’in yaptığı, ‘Mülteci’ filmi ile devam etti ve son gün yönetmen Çağan Irmak’ın ‘Dedemin İnsanları’ filmi ile sona erdi. Film gösterimleri, Eski Datça Otel’in bahçesinde, ücretsiz olarak gerçekleştirildi. Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği (SETEM) öncülüğünde, yönetmen Sefa Tunahanlı’nın ilk defa organize ettiği etkinlik, Datça halkı tarafından büyük ilgi gördü.

Datça Film Günleri’nin Eski Datça Otel’deki açılış konuşmasını, avukat Oğuz Dönmez yaptı: “Datça Film Günleri kapsamında, ‘Göç ve Mülteci’ filmlerine ilişkin, Türk Sineması’nda, Türkiye’de son dönemde çekilmiş birkaç tane filmi bu etkinlikte gösteriyoruz. Filmlerin yönetmenlerini davet ettik. Yönetmenler filmin gösteriminden sonra sizlerin sorularını yanıtlayacaklar. Göç ve mülteci konusu, çok hassas bir konu, Türkiye’nin de doğrudan içinde bulunduğu bir konu. Daha yeni çekilen filmler de var, bu filmleri de bir başka zaman göstermek isteriz. Amacımız, ‘Göç ve Mülteci’ konusunda farkındalık yaratmak, bu konuya daha yakın temas etmek ve bu konu sinema sanatıyla nasıl değerlendirilmiş, yönetmenlerimiz senaryoları nasıl çekmişler, bunu Datça halkına göstermek. Umarım üç gün boyunca beğeni ile izlenir” dedi.

Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği Başkanı Mehmet Güleryüz: “Datça’da olduğunuz için çok şanslısınız. Böyle bir kültür sanat etkinliğinde, şiir gibi bir akşamda, Datça halkı ile, sizlerle karşılaşmak çok güzel. SETEM, bir meslek birliği. Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği 2003 yılında kuruldu. Türk Sineması’nın birçok duayen yönetmeni kurucuları arasında. Bunların arasında Metin Ersan, Lütfi Akad, Halit Refiğ de var. Şu dönem genç sinemacılarla pek çok etkinlik yapıyoruz. Sefa Tunahanlı ve avukat Oğuz Dönmez’in büyük katkısı ile Datça Film Günleri etkinliğini gerçekleştiriyoruz. Belediye Başkanımız ve Eski Datça Otel’e çok teşekkür ederiz. İyi seyirler dilerim” şeklinde konuştu.

Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar da kısa bir konuşma yaptı: “Datça’da Belediye Başkanı olduğum dönemden beri önem verdiğim bir konu. Datça gelişecekse kültürüyle, sanatıyla gelişmeli. ‘Bir yerin gelişmesinde öncelik, kültür ve sanattır’ diye düşünerek bu işe başladım. Bugün bu kadar güzel insan bir araya geldiği için teşekkür ediyorum. Datça’nın kültüre ve sanata her zaman sahip çıkacağını, sanatçıya değer vereceğini biliyordum. Bugün bir kez daha sizlerle bunu kanıtlamış olduk. Sonuçta, özümüz insan. Bir gün bu mülteci sorunu da çözülecek. Herkesin bir tek arzusu var, insan gibi yaşamak. Umarım bütün dünya insanları, kendi ülkelerinde, dünyada, insan gibi yaşayabileceği rejimlere kavuşur. İnsanlar mutlu olsun derim” dedi.

Datça Film Günleri etkinliği ikinci gün, yönetmen Reis Çelik’in ‘Mülteci’ filmi ile devam etti. Hoşça Kal Yarın ve İnat Hikayeleri filminin yönetmeni Reis Çelik, mülteci projesinin yönetmeni, senaristi ve görüntü yönetmeni ve toplumun duyarlı olduğu konulara değinmiş. Son gün, yönetmen Çağan Irmak’ın, ‘Dedemin İnsanları’ filmi ile sona eren etkinlik, Datça halkı tarafından yoğun ilgi gördü. Datça Film Günleri’nin geleneksel hale gelmesini umut ediyorum.

Eski Datça’da, SETEM Başkanı Mehmet Güleryüz, Datça Film Günleri’ne yönetmenliğini yaptıkları filmler ile katılan Seyfettin Tokmak (Kırık Midyeler), yönetmen Sefa Tunahanlı ile röportaj yaptık. Reis Çelik (Mülteci) filmi yönetmeninin söyleşinini yazdım. Yüreğimde ayrı bir yer edinen yönetmenlerimiz sağ olsunlar. Yönetmen Çağan Irmak (Dedemin İnsanları), röportaj teklifimizi menajeri kabul etmediği için gerçekleştiremedi. Yönetmen Çağan Irmak’ın film sonrası söyleşisini aktardım. Yönetmen Sefa Tunahanlı, her konuda tam destek oldu. Röportajlarımı sıra ile yayınlayacağım.

Ardından yönetmenliğini Seyfettin Tokmak’ın yaptığı ‘Kırık Midyeler’ filmi başladı. İlgiyle izlenen filmin ardından, yönetmen Seyfettin Tokmak ile DieGazete.de için özel konuştuk. Yönetmen Seyfettin Tokmak Kırık Midyeler filmi için şunları söyledi: “Kırık Midyeler’ filminin başrol oyuncuları Uğur Barış Mehmetoğlu, Seydo Çelik, ilk defa filmi İstanbul’da izledi. Hayatlarında hiç film izlememişler daha önce. 2009 yılında onları sinemaya götürmüştük. Filmde Afrikalılar, Bosna’dan Selma Alispahic var. Engin Benli, Volga Sorgu Tekinoğlu gibi karakterler var. Profesyonel oyuncular ve amatör oyuncuların bileşkesini yaptık.

Göç ve Mülteci, ilk filmini çeken bir yönetmen için girişilmesi zor bir mesele. Türkçe, Kürtçe, Lingala Kongo dili, Boşnakça, Rusça, dört beş dil geçen bir film yapmak. İstanbul’un hiç girilmeyecek yerlerinde film çekmeye çalışmak. Filmi, Samatya, Kumkapı, o bölgede çektik. Uzun süre biz burada film çekebilir miyiz diye düşünüp, zorluklar yaşadık. Zor bir bölgeydi. İçerde bir sürü insan, elli altmış kişi. Çok zorlukları vardı. Tabii aradan çok uzun zaman geçti. İstanbul’a dışarıdan gelmiş biriysen, sen de kendi çapında bir göçmensin. Bu konu için film süresince insanlarla konuştuk, kim bunlar, nerede ve hangi şartlarda yaşıyorlar? Hangi şartlarda, ne için yaşıyorlar? O süreç bir yıl sürdü. Her gün oralara gidip, kahvelerde oturdum. Onlar ne konuşuyor, ne yaşıyor? Bu gerçeğin, sadece bizim kurduğumuz kısmını anlattık. Çok daha sert şeyler şu anda da yaşanıyordur. Birleşmiş Milletler, filmi pek çok yerde gösterdi. İstanbul’daki festivallerde, yurtdışı festivallerde izlendi. O çocukların kurdukları fantastik alemi, bir masalsı Almanya hikayesi, zaten Türkiye’de çok konuşulan bir şeydir.”

Anadolu’da her üç kişiden ikisinin Almanya’ya gitmeye çalıştığını belirten Seyfettin Tokmak şöyle devam etti: “Bu hikayeyi böylece daha masalsı bir boyuta taşımak, sert bir masal yapmak ama bunun üzerinden bir şekilde oradaki insanların hikayelerine dokunmak istedik. Şimdi o duygum olmasa da, o zamanlar İstanbul’un yurtdışında, İstanbul, boğaz, rakı, şiş kebap, on numara falan gibi, öyle bir yer olmadığını göstermekti amacım. Özel çabalarımdan biriydi. İstanbul göründüğü gibi bir yer değil. Beyazıt’tan 200 metre aşağıya indiğinizde bu insanlar yaşıyordu işte. Onu da göstermek istedim. Çok dilli bir yapı. Ama bir yandan da insanlar kendilerine yaşam alanı kurabiliyorlar. Bir şekilde oradan bir umut yaratabiliyorlar. Orada pansiyonlar üzerinden hayat yaşanıyor. Şimdilerde Marmaray falan, oralar da bir dönüşüm geçirdi. Oralarda başka bir ekonomik model gelişti. Ve artık o insanlar orada pek yoklar. Virginia Woolf’un bir cümlesi vardır: ‘İstiridyeler ne kadar zarar görürlerse dışarıdan, o kadar iyi inci üretirler’. Pansiyonu bir inci gibi kurmaya çalıştım. Kapalı ama sürekli zarar görüyor. O zararın içinden de bunların hayallerini bir inci gibi kurmaya çalıştık. Almanya hikayesi, midyede onu dipten taşıyan bir şeydi hikâye olarak. Teknik olarak filmi beş haftada çektik, 2011’de. Göç ile ilgili bayağı mesai harcamaya başladım. Birleşmiş Milletler olsun, farklı farklı yerlere belgeseller çekmeye başladım. Dünyanın, çok daha sert yanlarını gördüm. ‘Batıya Göç’ diye bir belgesel de yaptık.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*