FRANSIZ İHTİLALİ

Elvan Ebinç / DieGazete.de

“Mutluysanız hangi konumda olduğunuzun kesinlikle bir önemi yok. Ama mutlu musunuz? Oldukça kuşkuluyum bundan. Bir noktaya dikkat etmek lazım. İnsanın kendisi mutlu değilse başkalarının mutluluğuyla teselli bulmak istiyor. Bulabiliyor mu? Onu da sanmıyorum. Buna da avuntu deniliyor. Kötülerin hileleriyle başa çıkmak adına kendimizi alçak ve zalim varlıklara karşı teselli etmek için iç benliğimize çekildik. O da yetmedi. Çünkü kendi sessizliğimizin sorgulamasında boğulduk.

Fransız halkına duyduğum hayranlık kadar hiç bir millete bu denli hayran olmadım. Ve kendi adıma haklı olduğumu bugün bir kez daha kanıtladı Fransız halkı. Tarihte benim için en önemli çağ (18yy) ve dönemdir Fransız İhtilali (1789). Hiddet dolu seslerin, öfkeli homurtuların sessiz sessiz kılıfında bilendiği ve feodallere ruhbanlara (din adamlarına), monarşiye, asillere ‘İnsanları sömürdüğünüz YETER ARTIK’ diyerek o güçlü darbeyi indirdiği muazzam bir dönemdir. Her ne kadar ihtilalin kontrolden çıktığı, yıllarca eleştirilmiş, üzerine romanlar, inceleme yazıları yazılmış olsa da bugünün Türkiyesinde izlediğimiz karelere bakınca yüreğimle, aklımla binlerce kez hak veriyorum. (Ancak çıkabilecek çatlak bir sesi engellemek için neredeyse 230 yıldır aleyhine propaganda methiyeleri düzülen bu kontrolden çıkışın Robespierre ile hiç ilgisi olmadığını da şuraya not edivereyim.)

Bugünün Fransasını inşa eden Robespierre der ki; “Niçin bu kadar yoksul var biliyor musunuz?” diye sorar.

Çünkü bütün zenginlik sizin doymak bilmez ellerinizde. Bu baba, bu anne, bu çocuklar niçin başlarını sokacak bir damdan yoksun bir halde, havanın bütün gaddarlığına maruz kalıyor, açlığın tüm dehşetini çekiyor? Siz altınlarınız sayesinde, iradesizliğinize hizmet edecek ve tembelliğinizi oyalayacak her şeyi götürdüğünüz muhteşem evlerde yaşadığınız için. Sizin lüksünüz bir günde bin kişinin rızkını yuttuğu için.”

“Yani siz din görevlilerini yeniden, devlet içinde bağımsız ve istisna bir siyasi varlık olarak yapılandıracaksınız; böyle bir varlığa tam da, akıl ve özgürlük adına yok ettiğimiz bir anda yeni bir hayat nefesi vereceksiniz. Din adamlarının imtiyazlı bir lonca olarak siyasi varlığının yarattığı korkunç fesatların ilk kapısını açmayı teklif ediyorsunuz. Beyler, dikkatli olun!”

“Sadece iki parti vardır: Ahlaksızların partisi ve erdemlilerin partisi. İnsanları servetine ve statülerine göre değil, karakterlerine göre ayırt edin. Sadece iki sınıf insan vardır: Özgürlük ve eşitlikten yana olanlar, baskı görenleri savunanlar, yoksullardan yana olanlar ile günahkarlardan, zenginlerden, adaletsizlerden ve aristokrasiden yana olanlar. Fransa’daki bölünme budur.”

Bugün Türkiye’de ABD güdümlü soroslular sözüm ona ‘eşitlik, adalet ve özgürlük’ savunuculuğunu satılık kalemleriyle yaparken gri ve kara propagandalarının en rezilini saygısızca ATATÜRK üzerinde gerçekleştirirken üstüne bir de EFENDİM O BİR FAŞİST’ti derken ‘lütfen gerçekleri konuşalım’ diye algı yönetimiyle milletin aklını karıştırırken gitsinler de Fransız tarihinin VENDEE SAVAŞI dönemlerini okusunlar! ‘Vendee Savaşı’ Fransız tarihinde bile üstü örtülen bir dönemdir ki orada gerçekleşen olayları duyduğunda Robespierre hastalanmıştır. Her ne kadar yaşamdan, güzelliklerden yana olsam da ben bu savaşa çığırından çıkartılmış öfke ve insanlık adına onaylıyorum.

Ekranın karşısına geçmiş laf ebeliğiyle tarihten haberi olmayan halk kitlesine boş sözlerle gevezelik yapan kısacası mavra okuyanlara buradan Fransa halkı üzerinden manidar bir selam gönderiyorum…

İnsanların düşüncelerini köleleştiremeyeceksiniz!

Türkiye’de bir tiranlığın güdümünde yaşamayacak tüm insanlara da gerçek selamı gönderiyorum.

Çünkü Biz Varız! Varlığımız Yok Sayılamaz!

Ama en büyük selam bugünkü Fransız halkına cumhuriyetini veren, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik düşüncelerini aşılayan Fransız Devrimi’nin en soylu, en yücegönüllüğünü ve en içten yüzünü veren Robespierre’e, Saint Just Marat’a Danton’a, Babeuf’a ve diğer devrimcilerine olsun.

Biz ise hala ılımlı islamla, ılımlı ilişkilerle, ılımlı ne evet ne hayırlarla, ılımlı göz kırpmalarla, ılımlı kıvırtmalarla, sıcak rantsal beklentilerle kaderimize boyun eğelim. Akaryakıta zamla ayağa kalkan, haklarının savaşçısı ulusal bilinci sapasağlam yerinde bir milleti izlerken, Cumhuriyeti yıkılmış, monarşiye geçiş yapmış, kanuni hakları tek tek elinden alınmış, toprakları parsel parsel satılmış, ülkenin tüm insan ve maddi kaynakları çökertilmiş  olmasına rağmen hala ılımlılık atmosferinde kulaç atan bu vatanseverlerin kendi milliyetçiliği hakkında yaptığı gargarayı dinleyelim. Bu akordu bozuk mahalle arası narasından öteye gitmeyen sesler artık kulak tırmalıyor! Adam doğru söylüyor! Bu bizim fıtratımızda var!”

1 Comment

  1. Harika bir yorum olmuş. Elbette sosyopolitik süreçleri incelemek lazım. Fransız İhtilalini Endüstri Devriminden bağımsız ele almak ortamı hazırlayan unsurları ve zamanın ruhunu inkar anlamına gelir. Çünkü sanayileşmeyle oluşan İşçi sınıfının rolünü yadsıyamayız. Ayrıca içinde yaşadığımız toplumda maalesef başkasının mutluluğuyla değil tam aksine mutsuzluğuyla teselli oluyoruz:(

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*