FUTBOL OYUN MU, SAVAŞ MI?

Münir BAĞRIAÇIK / Almanya

Yenemiyorsan, yenilmeyeceksin… Futbolun saha içindeki rekabet ve mücadelenin temel düşüncelerinden birisidir diyorlar. Geçtiğimiz günlerde 2 gece 4 maçın futbol oyunu adına bize anlattığı çok şey var. Ayrıca futbol batıda ne, bizim gibi ülkelerde ne anlam ifade ediyor? Gerçi futbolun geldiği nokta ayrı bir yazı konusu… O nedenle biz Avrupa kupalarında alınan sonuçlar üzerinden biraz okumaya çalışalım. İlk olarak Galatasaray-Schalke 04 Şampiyonlar Ligi maçına bakalım: Birisi Türkiye Süper Liginin lideri. Diğeri de Bundesliga’da 16. Yani düşme hattındaki bir takım… Maç öncesi kağıt üstünde Galatasaray kazanır diye düşünenler yanıldı. Özellikle ikinci yarıda çok etkili oynayan ve taktik disiplini beni etkileyen Schalke karşısında, Galatasaray için bir puan iyi, ya da Terim dediği gibi şanstı. Evet belki de o bir puan, bir üst turu getirecek ama oyun ilham veriyor mu? Hayır…

© DieGazete.de
© DieGazete.de

Ama maç öncesi mecazi de olsa bu bir savaş, komutan var (kendisi) 50 bin cephane var (seyirci) diyerek hayata ve sahaya nasıl baktığını anlatan İmparator Fatih Terimi’in bunlar maalesef diline bilerek, isteyerek, yerleştirilen sözcükler. Evet, Türkiye gibi ülkelerde insanlar hep bir kahraman, hep bir kurtarıcı, hep bir adam arıyor. Ona İmparator ya da FATİH diyor. Tabii ki eşdeğer olmalı, birisi İstanbul’u diğeri Avrupa’yı fethetti diye düşünüyor. Maalesef kıyas bu oluyor. Ama oyunu ve oyunun hallerini anlamak yerine başka başka şeylerle uğraşmak daha kolaya geliyor. Gerçekler, bilim, eğitim çağdaşlık yerine, sürekli mucize ya da kahraman yaratma sevdası ile şapkadan tavşan, hatta fil çıkaranın peşinde koşuyor. Onlarsa Benjamin Stanbouli’nin dediği gibi futbol oynamayı ve oynarken eğlenmeyi hedefliyor. Oysa sahadaki bir çok futbolcudan küçük olan Schalke teknik direktörü Domenico Tedesco ile de 90 dakikalık bir oyun için 100 saat hazırlık yapan insanlar. Büyük bir tevazu ile de ‘İmparator Fatih’in’ elini sıkmayı beklediğini de dile getiriyor. Ama saha içinde de alan paylaşımı, takım presi, taktiksel disiplin, doğru ve çabuk oyundan söz ediyor. Sonra da bu dediklerini uyguluyor. Golsüz bir sonuç onlar adına kaçan galibiyet. Galatasaray adına da sakatlar ordusu kalıyor elde.

© DieGazete.de
© DieGazete.de

Ertesi gün Beşiktaş İstanbul’un bir başka semtinde Dolmabahçe’de sahaya çıkıyor. Onlar daha kötü…  Küçücük bir ülke, hatta Beşiktaş taraftarının yarısı kadar nüfusa sahip Belçika temsilcisi karşısında 4-2 gibi bir yenilgi alıyor. Seyirci büyük hayal kırıklığı yaşıyor. Ne de olsa geçtiğimiz yıl Şampiyonlar Liginde başarılı olmuş bir takım için UEFA ligi ve Belçika temsilcisi ne ki. Oysa Belçika futbolu dünya sıralamasında zirvede bulunuyor. Sistem var, eğitim var, alt yapı var… Anlayacağınız, var oğlu var. Ama insanlar rakibi küçümseme hallerinden bir türlü kurtulamıyor. Avrupa’nın en yaşlı ikinci takımı ile en genç takımı karşı karşıya geliyor. Sonuç gençler kazanıyor. Saha içi böyle. Saha dışında ise maçtan sonra Şenol Güneş gibi Türkçe öğretmeni bir teknik adam, her şeyi bir kenara bırakıp “Düştüğümüz yerden, savaşarak yeniden ayağa kalkacağız” deyiveriyor. Yani futbol artık Türkler için mücadele, yarışma, müsabaka yerine savaş  anlamını taşıyor.

© DieGazete.de
© DieGazete.de

Fenerbahçe de bir başka Belçika temsilcisi ile Bürüksel’de karşılaşıyor. Maç 2-2 bitiyor. Camia biraz olsun nefes alıyor. Onlar da 20 yıllık Aziz Yıldırım anlayışını, kültürünü, dilini yıkıp yerine, uzun soluklu Ali Koç felsefesini yerleştirmeye çalışyor. Bu arada da bir yandan 621 milyon Euroluk borç, UEFA kıskacı, endüstriyel casusluklar, bilgi sızdırmalar falanla uğraşıyor. Tıpkı Türkiye gibi. İdari yapılanma yeni anlayış derken, kolay olanla başlanıyor ve futbol takımının vitrinini değiştiriyor. Oysa mağazayı tadilata sokmak gerekirken, sportif görünürlük için vitrini süslemeye çalışıp, çok şeyi berbat ediyor. Anlayacağaınız, yöntemle ilgili sorunlar yaşanıyor.  Bir şeyi iyi bildiğini sananların, aslında yetersizliklerini ortaya da koyuyor. Oysa her şeye yeniden başlayanların zamana, tecrübeye duydukları ihtiyaç unutuluyor. Ama yine de 24 yaş ortlamasıyla yarına yatırım yapanlar geleceğe dair umut veriyor. Kupayı kaldırıken alkışladığımız Akhisar ise İspanya’da Endülüs kültürü ile harmanlanan İspanyol futbol endüstrisinin başat takımlarından Sevilla karşısında 6-0’lık bir yenilgi ile dönüyor.

© DieGazete.de
© DieGazete.de

Anlaşılan o ki, anlık ve günlük sonuçlar, üzerinden hayatın bütününü okuma çabası içinde ülke insanının futbola bakışı da değişmiyor. Oysa kazandık, kaybettik skor odaklı zihniyet yerine, temel sorunlar üzerine yoğunlaşan bir anlayış olmalı. Elbette sportif başarı görünür olan. Ancak görünürlük, vitrin yerine, içi boş olan mağaza ile uğraşılmalı diyorum. Aksi halde hayal dünyasında yaşamak zorunda bırakılmaya devam ediyoruz. Ya da annemizin liginde, kendi kendimize küçük oyunlarla uğraşır dururuz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*