İSTANBUL İZLENİMLERİ 1

Münir Bağrıaçık / DieGazete.de / İstanbul

Bayram için Karaman’a anneme gittim. Bayramlaşmanın ardından yollara düştüm. Amacım İstanbul ve yenilenen Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin nabzını tutmaktı. Malum dört aday var. Önce İstanbul’u kazandığı açıklanan ve mazbatasını alarak göreve başlayan, ancak YSK’nin malum kararı ile koltuğunda 18 gün kalabilen Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu. Diğeri de kendini mağdur ilan eden Cumhur İttifakı adayı Binali Yıldırım.  Saadet Partisi adayı Necdet Gökçınar ve Vatan Partisi adayı Mustafa İlker Yücel ise kazanma şansı hiç görülmeyen isimlerdi. Bir yandan kentin nabzını tutmak, diğer yandan gitmişken başkan adayları ile görüşmek istiyordum. AKP seçim bürosunda basın işlerine bakan arkadaşımı aradım. Binali Yıldırım ile görüşmemin mümkün olmadığı, bu konuda parti merkez karar yönetim kurulunun karar vermesi gerektiği tarafıma iletildi. Onlara İmamoğlu ile de görüşeceğimi, tarafsızlık adına hiç olmazsa programını bildirmeleri ve benim kendilerini takip etmemi sağlamalarını istedim. Şu satırlar yazılırken henüz dönen olmadı. Anladım ki çok yoğunlar ve bize ayıracak vakit bulamadılar.

CHP’de sorun olmadı. Şaşırdım mı? Hayır. Ekrem İmamoğlu için kadim dost Fikret Bila’dan haber bekliyordum. O sırada İstanbul’a geldiğini öğrendiğim CHP Berlin Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Ayfer İnci Peköz ile görüştüm. Kendisi bana İmamoğlu Başkan’ın Sivaslı İş İnsanları ve Sanayiciler ile buluşmasından söz etti. Atladım gittim. Tıklım tıklım dolu bir salonda çok değerli insanlarla tanıştım. Bunlardan birisi CHP İlçe Başkanı Savaş Yücel, diğeri de İlçe Sekreteri Levent Koç’tu. Geliş gidişi rahat takip amacıyla en arka masada bir yere oturdum. Levent ağabey biraz sonra yanında genç ve yakışıklı biriyle geldi. Meğer İmamoğlu’nun basın danışmanı Murat Ongun imiş. Ongun son derece samimi ve içten biriydi. Kendisine görüşme ve röportaj isteğimi ilettim. Ongun “Bu konuda Şükrü ağabey ile görüşün. Hemen telefonunu vereyim” dedi. Şükrü ise benim Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden okul, Ankara Zırhlı Birlikler Tümeni’nden asker arkadaşım Şükrü Küçükşahin idi. Uzun yıllar gerek muhabir, gerek yazar, gerekse yönetici olarak Hürriyet gazetesinde görev yapmıştı. Tabi çok sevindim. Hemen iletişime geçtim. O da “Meydana gel orada görüşelim” dedi.

Biz bu konuşmaları yaptıktan kısa süre sonra güler yüzlü, spor ama şık giyimiyle Ekrem İmamoğlu, berberindeki Maltepe Belediye Başkanı eki dost Milliyet Gazetesi’nden yol arkadaşım Ali Kılıç ile birlikte kapıda belirdi. Alkışlar arasında, kendisine ayrılan bölüme geçti. İstanbul Büyükşehir Belediye eski Başkanı Nurettin Sözen ve başbakan eski yardımcısı Abdullatif Şener de oradaydı. İmamoğlu’nu burada ilk kez gördüm. İlk kez dinledim. Konuşmasında dikkatimi çeken konular vardı. Örneğin 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerine ilişkin “Bu seçim normal bir seçim değildir. Bu seçim, yapılmış bir seçimin, hatta sonucu belli olmuş bir seçimin ne yazık ki hukuka aykırı bir şekilde, 16 milyon insanın iradesini gasp ederek, bir hukuksuzluğa sebep olarak bir seçimin yenilenmesidir. Sanki bu seçim, en adil koşullarda, en özgür koşullarda, demokrasinin bir parçasıymış gibi yapıldığı izlenimi ortaya koyanlara, ben buradan ‘1 dakika’ diyorum. Bu seçim, Türkiye’nin demokrasi yolculuğuna uğratılan o haksız müdahaleyi tekrar düzeltme seçimidir. 23 Haziran, 31 Mart’ta kazanılmış ve sonucu belli olmuş bir seçimin, yenilenen haline vatandaşın bu yönüyle iradesini koyduğu bir seçim olacaktır. Yeniden İBB Başkanı seçilecek, aynı zamanda da demokrasi mücadelesine İstanbul halkı katkı sunarak, bir avuç insanın demokrasi sürecine zarar vermesine engel olacaktır” diyerek yaşananlara olan itirazını dile getiriyordu.

Ama asıl beni etkileyen yanı Sivas’ın, Cumhuriyet’in kuruluşundaki önemine dikkat çekmesiydi. İmamoğlu, “Sivas Kongresi, bir ülkenin varoluş biçimini tanımlıyor. ‘Tam bağımsız Türkiye’ diyor.
Milletin iradesinin kayıtsız şartsız varlığını tescil eden bir kongre. Böyle bir kentin insanları elbette daha hassas davranacak ve sürece en üst seviyede katkı sunacaktır. Sivas’a, 2 yıl önce gittim. Büyük onur duydum. Atatürk’e çok ilgili bir insan olarak, Sivas’ın ıskaladığım bir tarafını belirtmek isterim. Mustafa Kemal Atatürk’ün 108 gününü orada geçirdiğini çok da analiz edebilmiş değildim. Bu 108 günü orada hissedince, Sivas’ın bu özelliğinin biraz daha öne çıkması gerektiğini düşündüm. İstanbul’a döner dönmez arkadaşlarımdan bu konuda araştırma yapmalarını istedim. ‘Sivas’ta 108 Gün’ adlı bir eser ortaya çıkardık. 108 günün her gününü tek tek anlatan film tadında bir çalışma oldu” diyerek Türkiye tarihi ile ilgili çok önemli bir saptamada bulunuyordu.

Sonra İstanbul’un, Türkiye’nin motor gücü olduğunu belirterek “31 Mart öncesinde ‘beka’ sorunu yok demiştik. Beka sorunu olmadığını şimdi kendileri anlatıyor. ‘Tek siyasi kadro bizde var, başka kimsede yok’ diyen kibirli anlayışa karşı, şunu söylüyorum: Şu salondan bile ülkeyi yönetecek kadro çıkar. Kendi insanına güvenmeyen kibirli anlayış, o ülkenin insanlarını yönetemez. Ancak kendine ve yakın çevresine hizmet eder. İstanbul’da yaşanan süreç tam da böyle bir süreçtir. ‘Dur’ demek istediğimiz süreç de, tam olarak budur. İBB’yi halka açık hale getiren, şeffaf bir biçimde milletin huzuruna getiren yeni bir yönetim dönemi ve anlayışı. Şu an İBB, partizanlık duygularının içine gömülmüş, hatta yakın akraba ve eş, dost ilişkisiyle yönetilir hale gelmiştir. Bizim derdimiz, o bir avuç insanla. Biz, bu şehrin nimetlerini bir avuç insanla değil, 16 milyon insanla paylaşmaya geliyoruz” diyordu.

Türkiye’nin birçok sorunu olduğunu, ama herkesin İstanbul seçimine kilitlendiğini anlatan İmamoğlu, bu konuda da “Türkiye’de işler iyi gitmiyorsa, İstanbul’da da sorun var demektir. Bugün Türkiye’nin ana gündemleri var. Komşularla olan süreç, ekonomik sıkıntılar, terörle olan mücadelemiz… Bütün bunlar Türkiye’nin ana meseleleri. Geçen yıl seçilmiş bir hükümet var. Cumhurbaşkanı var. Yeni sistemle atadığı kabinesi var. Biz, diler ve isteriz ki, bu kadar yoğun süreç yaşanırken, siz işinize bakın. Burada da yerel seçim süreci yürüsün. Israrla bunun karşısında duruldu. Bugün geldiğimiz noktada, aslında bir nebze haklı çıktığıma seviniyorum. Hukuki süreci bir kenara koyarsak, gördüğümüz kadarıyla bir kısım ülke iradesini elinde tutan insanlar, anlıyorum ki İstanbul yerel seçim süreciyle pek ilgilenmeyecekler. 31 Mart öncesi çağrımın bunda bir nebze katkısı varsa, mutlu olurum. 23 Haziran’da Allah’ın izniyle göreve başladıktan sonra, yine hizmet yarışı yapacağız” şeklinde düşüncelerini özetliyordu.

Hemşehri derneklerinin siyaset üstü olması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu “Bir hemşehri derneği, memleketinin kültürüne hizmet etmeli ve kültürünü yaşatmalı. İstanbul’un bir varoluş biçimi var. İstanbul’da, Türkiye’nin muhtelif yerlerinden gelip hayata umutla bağlanmak istedikleri bu kentte bir araya gelip, bir şehir var ettiği bir ortamdayız. Hemşehriliklerini en derinden yaşamaya çalışan insanların, İstanbullu olmayı da en üst seviyede çözme noktasında çaba gösteren insanlar olmalı diye düşünüyorum. Bizim, İstanbullu olma konusunda sorunumuz var. Bunu aştığımız taktirde, buradaki renkliliği hepimizin zenginliği haline getirdiğimiz takdirde İstanbul’un kitlesel anlamda en önemli sorunlarından birini aşmış oluruz” diye konuştu.

Toplantı sonrasında otelin bir odasında basın mensuplarının sorularını yanıtladı İmamoğlu. Ana gündem ise Vali ve Binali Yıldırım ile yapacakları TV konuşmasındaki soru polemiğiydi. Provokatif sorulara soğukkanlı, bazen güler yüzlü yumuşak, bazen tatlı sert yanıtlar veriyordu. Vali beyin tuzak kurduğunu, hatta bir süre önce kendisiyle ilgili açıklamalarına dikkat çekiyordu. Sonunda “Makama saygımız var, ama Vali beyin kendisini gözünüzde büyütmeyin” şeklinde kısa ve öz konuşuyordu. Sorularla ilgili de Ak Parti’den gelen istek üzerine iki parti başkan yardımcılarının çalıştıklarına dikkat çekiyordu. Sorular bitince alkış ve büyük ilgiyle oradan ayrılıp beraberindekilerle birlikte mahalle mahalle gezmeye başladı.

Maltepe Meydanı

Maltepe meydanında coşkulu bir kalabalık onu bekliyordu. Ekrem İmamoğlu, Maltepe Meydanı’nı hınca hınç dolduran vatandaşlara yaptığı konuşmada, İstanbul’un gelmiş geçmiş en başarılı, en demokrat belediye başkanı olacağının sözünü veriyordu. İmamoğlu, ”Beni gördüğünüzde, çocuklarınıza diyeceksiniz ki, ‘Ekrem Abiniz gibi çalışkan olun.’ Size söz veriyorum, çok çalışacağım. Hiç yorulmayacağım. Allah’a şükür, hem enerjimiz var hem gençliğimiz var, hem de yüreğimiz var, yüreğimiz. Ve asla vazgeçmeyen kararlılığımız var. Diyeceksiniz ki, ‘Çalışkan adam.’ Bu kibre bürünmüş yönetimin yerleştiği İBB’de, kibri ve partizanlığı söküp alacağız” iddiasının altını çiziyordu.

Maltepe’nin özeti de, geçmişten bugüne Türkiye’ye ayna tutan kanımca şuydu: “Ona kart verip, ‘Benim yakınımdır’ diye birine yollamayacağız. Benim için bu şehrin her bireyi, her insanı benim yakınım. Biz, sizlerin yüzünüze baktığımızda bu toprakların geçmişini görüyoruz. Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Hacı Bektaş-ı Veli’yi görüyoruz. Bu güzel insanların geçmişinden beslendiği tüm değerleri görüyoruz. Onun için seviyoruz sizi. Tek sebebi var. İnsan olduğunuz için seviyoruz. Çok seviyoruz sizi. Türkiye’nin can yakıcı sorunları var. Ekonomi ve işsizlik. Ne yazık ki her üç gencin biri işsiz. Üniversite okumanın kıymeti yok. Üniversite mezunu olan gençlerin neredeyse her ikisinden biri işsiz. Bunu çözmemiz lazım. Bu şehrin insan kaynağını, işsizlere yeni sektörler yaratıp iş imkanları sunacağız. Bu, bizim özel alanımız olacak. Öyle ona buna havale etmeyeceğiz. Telefonla, televizyonla, talimatla insanlar işe giremez. Bir avuç insanın kendi yakın çevresine makam tayin ettiği bir ülkedeyiz. Bizim insanlarımız, yetenekli insanlar. Bölge istihdam ofisleri kuracağız. Bu şehrin insanlarını sektörlere göre yetiştireceğiz. Ona kart verip, ‘Benim yakınımdır’ diye birine yollamayacağız. Benim için bu şehrin her bireyi, her insanı benim yakınım. Ben, seçildikten sonra partimin milletvekiliymiş, yöneticisiymiş, damadıymış, kızıymış, oğluymuş… Ben onlarla ilgilenmeyeceğim ki. Ben, 16 milyon insanla ilgileneceğim. Benim sorunum, bir avuç insanla. Hiç kimseyle sorunum yok. Herkese aynı gözle bakacağım. Hepinizden bizim, ahlaklı ve erdemli yol yürüyüşümüze destek vermenizi istiyoruz. Ben, bu süreçte ve yolda yalnız yürümeyeceğimi biliyorum.”

Yollar, insanlar alkışlar onu bekliyordu. Başı açık güzel bir kadın “Her şey çok güzel olacak” diyordu. Türbanlı bir başka kadın “Seni başkan yapacağız” pankartı açıyordu. Birisi de kendisine kahve içmeye gelmezse küseceğini yazıyordu. Belki de bir kahvenin 40 yıllık hatırını düşünüyordu. Delikanlı çağındaki bir çocuğun “Her şey çok güzel olacak Ekrem ağabey” sözlerinin yazılı olduğu otobüs yavaş yavaş hareket ederken gözüme ilişenler se çok ilginçti. O da objektifime yansıdı. Sağda İmamoğlu’nun kalbi ve sevgiyi gösteren ve caddeyi havadan bölen afişi. Yan tarafında da gençlere 10 GB bedava internet vadeden ve “Biz yaptık. Yine biz yaparız” diyen Binali Yıldırım’ın resmi…

Ardından sırada Pendik vardı. Ben yoruldum. İnsanlar otobüsün peşinde. Belki kendisiyle konuşamadım ama çok malzeme topladım düşüncesiyle Kadıköy’e döndüm. O Maltepe’den sevgi seli eşliğinde Pendik’e doğru gidiyordu.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*