İSTANBUL İZLENİMLERİ 2

Münir Bağrıaçık / DieGazete.de / İstanbul

İstanbul’daki ikinci günüm de çok yoğundu. Hem hayatın, hem de siyasetin içinde dolu dolu bir gün yaşadım. Önce Kabataş’a, oradan da ver elini Taksim. Şükrü Küçükşahin’in verdiği bilgi doğrultusunda Taksim’de meydana, hatta İstanbul’a hakim bir otelin toplantı salonundaydık. Almanya’dan ben, Finlandiya’dan bir genç, hatta Kürdistan Televizyonu ve Erbilli bir gazetecinin yanı sıra salonu dolduran onlarca meslektaşımız onunun projelerini dinlemek için bekliyordu. Konu başlığı ‘Kentsel Gelişim Çözümleri Toplantısı’ydı. Bu kez lacivert çok şık bir takım elbise, yakasında Türk Bayrağı rozeti ile kendinden emin bir tavırla salona girdi.

Arkasına “İstanbul adil bir kent olacak” yazılı bir panoyu aldı. Türk Bayrağı ile süslenmiş kürsüye geçti. Önce yine 23 Haziran seçimleri ile ilgili konuştu. Bunun bir Yıldırım-İmamoğlu mücadelesi olmadığını söyledi ve şöyle devam etti, “Bu kendi nefsinin peşine düşenle, milletinin hakkını arayanın mücadelesidir! Bu mücadelede Ekrem İmamoğlu’nun yanında olmak demek; doğrunun, hakkın ve haklının yanında olmak demektir. İBB çalışanlarına yapılan basın açıklaması, bu ülkede partizanlığın geldiği noktaya bakıyor ve utanıyorsunuz.”

Sonra bu günün konusuna geldi ve “Soruyorum size, İstanbul’un nereye gittiğini bilen var mı? Ya da nüfusu 5 yıl sonra ne olacak bileniniz? İstanbul, doğal sınırlarını aşarken, mevcut anlayışın, kenti nereye doğru sürüklediğine dair bir öngörüsü yok. Kapalı kapılar ardında, katılımcılıktan uzak planlar yapılıyor. Örneğin, İstanbul’un geleceğini, kaderini belirleyecek Çevre Düzeni Planı’nı yaptırıyor. Buradan soruyorum İstanbul halkına, akademisyenlerine, uzmanlarına, medya mensuplarına, meslek odalarına, ilçe belediye başkanlarına. Herhangi bir detay hakkında birinizin en ufak bir bilgisi var mı, fikriniz alındı mı? Bu çağda, İstanbul gibi bir şehrin kaderi böyle mi belirlenir Allah aşkına? İşte, böyle belirlenince, bir avuç insan, İstanbul’un rantını ele geçirirken, 16 milyon İstanbullu kaybediyor” şeklinde konuştu.

Sonra kendince hazırladığı reçeteyi başlıklarıyla anlattı. Ana başlıklar ise şöyleydi: “İstanbul beş yıl içinde mutlu bir kent olacak. İstanbul yönünü bilecek. İmar yolsuzluklarıyla İstanbul’a ihanet ettiler. Biz bu muhteşem emanete ihaneti durduracağız. Beylikdüzü’nde yaptık. Tüm İstanbul’da da yapacağız. Toplu ulaşım 24 saat devam edecek. İstanbul, herkes için erişilebilir bir kent olacak. İstanbul’a 15 yeni Yaşam Vadisi kazandıracağız. İstanbul’un güzide üç kulübü varken, yeni bir futbol kulübü kurayım, buna paralar, ihaleler, sponsorluklar aktarayım gibi bir derdimiz olamaz. İstanbul’un kültür ve sanat politikalarını bizzat bu alandaki insanlarla birlikte oluşturacak, İstanbul Kültür-Sanat Meclisi’ni kuracağız. İstanbul dünyanın en çok ziyaret çeken ilk üç metropolü arasına girecek. İstanbul’a 15 yeni müze kazandıracağız. Ekonomimiz büyüyecek. Şunu çok iyi biliyoruz ki, vizyonu olmayan bir kentin herhangi bir hikayesi olamaz. 39 belediye başkanımızın tamamı bizim yol arkadaşımız. Herkesin bu kent üzerinde söz hakkı olacak. Daha önce belediye personelinin zorla mitinglere götürülmeyeceğini söylemiştim. Ama duyuyoruz ki, bırakın mitingi, İBB personeli seçim çalışması yapmak üzere ev ev, sokak sokak görevlendirilmiş. 82 bin çalışanın suçu yok. Ben gelince, hepsi işini yapacak. Bana değil 16 milyon insana hizmet edecek. Merak etmesinler, biraz daha sabır göstersinler. Benim yönetime gelmemle birlikte onlara da söz veriyorum: Herkes artık kendi yeteneği ve mesleği gereğince sadece işini yapacak” şeklindeki uzun konuşmasının kısa özeti buydu.

Sonra sorular başladı. Yine belli kesimin bildik soruları vardı. Neredeyse hiç kimse sunumla ilgili soru sormadı. Kürt bir TV muhabiri kendisine Kürtlerin desteklerini belirtti ve Kürt kültürü, sineması, tiyatrosu, edebiyatı ve Kürtçe kurslarına ilişkin bir bütçe ve düşüncesini sordu. Yanıt birleştiriciydi: “Bu şehirde yaşayan her etnik köken, her renkliliğin ürettiği hangi değer varsa elbette ki kültür merkezlerimizde yer bulacaklar. Talep olduğu takdirde Kürtçe kurslar verileceğini daha önce net olarak beyan ettik. Bu şehirde yaşayan her vatandaşımızın taleplerini karşılayacak, kültür ve sanatı kendi alanında değerlendirerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımızın hiç birini birbirinden ayırt etmeksizin herkesin taleplerini karşılayacak, birikime, hoşgörü ve demokrasi anlayışına sahibiz.”

Gereksiz gerekçelerle seçim iptal edildi

Ardından FİN haber ajansından genç gazeteci “YSK kararı için ‘adaleti ve hukuku katletmişlerdir’ dediniz. Bu seçim sonrasında da böyle bir ihtimal var mıdır? Bu konuda acil eylem planınız var mı? İkinci olarak, YSK için ‘bizi burada tutan kuvvet böyle istiyor’ dediklerini söylediniz. YSK’yı tutan kuvvet AK Parti midir? Eğer öyleyse sayın Erdoğan’ın bu konuda bir sorumluluğu var mıdır?” sorusuna yanıt netti: “31 Mart seçim süreci ve gerekçesiz gerekçelerle seçim iptal edildi.”  Bu konuda fikrinin net olduğunu belirtiyordu İmamoğlu. Şöyle devam etti: “Bu anlamdaki tüm risklere karşı elbette bizim çok yoğun acil eylem planımız var. Bu milletçe aldığımız bir tedbirdir. İçinde hukuki detaydan her sandıkta görev almaya varıncaya kadar çok farklı detaylar var. Sandıkta başlayıp YSK’da bitecek olan sıkı denetim ve takibi elden bırakmayacak bir eylem planımız var. Bunun içerisinde sadece Cumhuriyet Halk Partisi yok. Elbette ki ittifakımız olan İYİ Parti ve diğer siyasi bileşenlerin çok ciddi destek verdiğini görüyorum. Sadece siyasi değil, demokrasiye inanmış insanların gönüllülük kavramıyla insanların bu sürece ne kadar yoğun katıldığını görüyoruz. Dolayısıyla biz her şeyimizle hazırız. Bunu garanti edebilir miyiz? Olabilir de. Olmamasını temenni ediyoruz. Ama riski sıfıra getirecek şekilde, yine birinin eline bu sürece hukuksuz tavır alacak, birilerinin eline gerekçe üretemeyecek şekilde tedbir almak için çalışacağız. Biz devletin alması gereken tedbirler için de 31 Mart öncesinde de uyarılarımızı yapmıştık. Bu uyarıların karşılık bulmadığını gördük. İnşallah biz kötü niyetli insanların eline fırsat vermeyeceğiz. Onun dışında bu süreçte elbette bir siyasi karar vardır. Siyasi iradenin etkisi de vardır. Ben sorumluları ya da kişileri belirleyecek durumda değilim. Onu zaman tartacak, biçecek ve özellikle vatandaşımızın seçimlerdeki kararı bunun notunu verecektir diye düşünüyorum.”

Ben ne söylediğimi biliyorum

ATV Haber, Ordu Valisi ile ilgili olayı gündeme getirdi. “Fatih Portakal’ın ‘Ben ne duyduğumu biliyorum. Yayımlayamadık. Çünkü RTÜK ceza yazar’ sözlerine atfen, biz de size ısrarla sorduğumuzda ‘Hakaret etmedim’ demiştiniz. Ama Fatih Portakal hakareti işittiğini söyledi. Bununla ilgili cevabınız olacak mı?” şeklindeki soruya yanıt bir gün öncekinin benzeriydi: “Ben ne söylediğimi biliyorum. Bu konuyu daha fazla konuşmak da istemiyorum. O duyduğunu söylemiş. Ben duyumdan çok ne söylediğimi biliyorum. Bunu da net olarak ifade ettim zaten. Benim sizlere tavsiyem özellikle kurumlarınızda bizim anlattığımız projeleri insanlara ulaştırmanız. Arkadaşlarımızın takip ettiğine göre yok hükmünde bir süreç takip ediyorsunuz. Bence medya kuruluşlarının bizim projelerimizi ve ne yapmak istediğimizi anlatması, bahsettiğiniz meselelerin üstündedir. Bu konuda da hassasiyet gösterirseniz kurum olarak medya sorumluluğunuzu daha üst ölçekte yerine getirmiş olacağınızı belirtmek istiyorum.”

Hemen ardından Kanal 7 muhabiri söz aldı ve bazı kesimlerin gündem yaratma amacıyla sordurduğu bir soruydu. “Projelerinizde ‘tapu sorununu çözerim’ dediniz bir de ‘taksi ve dolmuşların köprülerden ücretsiz geçişi için girişimde bulunacağınızı’ söylediniz. Sizin İBB Başkanı olarak bir yetkiniz yok, nasıl çözeceksiniz? Diğer sorum da Selahattin Demirtaş’tan övgü dolu sözlerle bahsettiniz. Kendisinin ‘Türkiye’nin ihtiyacı olan bir dili kullandığını’ söylediniz. Ancak kendisi o dille çok sayıda terör propagandası yaptı ve şu anda da 50 kişiden fazla insanın ölümünden sorumlu olduğu için ceza evinde. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?” Ekrem İmamoğlu’nun yanıtı ise devlet bütünlüğü ve kurumlar arası işbirliğini anlatıyordu: “Öncelikle tapu konusu belediyenin halledebileceği bir konudur. Eksik bilginiz var. Bazen hazine gibi kurumlar devreye girer. O zaman da işbirliği gerekir. Burada kanuna uygunluk esastır. Bu konu 20-25 yıldır ihmal edildiği için İstanbul’da yüz binlerce aile bu sorunu yaşıyor. Sorunları kulak arkası etmek yerine insanları sürece katan bir anlayış sergileyeceğiz. Göreceksiniz beş yılda 10 binlerce tapu dağıtmış bir belediye başkanı olarak biz bunu başarırız. Köprü ve otoban geçişleri ile ilgili olarak da Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin bir belediyesinden söz ediyoruz. Farklı iki ülkenin kurumundan söz etmiyorum. Ben İBB’nin seçilmiş belediye başkanı olacağım. Diğer tarafta bu ülkenin kurumlarının bakanlıkları olacak. Biz bu imkanları yaratabiliriz. Günü gelince tartışma konusu olduğunda diğer kurumlar nasıl refleks gösterir göreceğiz. Diğer soruyla ilgili uzun uzun açıklamam var. Arşive dönüp bakmanızı öneriyorum.” Damga Gazetesi muhabiri 31 Martta Anadolu Ajansı ile ilgili ciddi bir kaos yaşandığını ve 23 Haziranla ilgili bir çalışmalarının olup olmadığını sordu. Kendilerinin bir bilgi sistemi olduğunu belirten Ekrem İmamoğlu bu soruya da şu yanıtı veriyordu: “Zaten biz o bilgi sistemiyle ilgili belki de dünya televizyon tarihine geçecek 13 naklen yayın bağlantısı yaparak vatandaşımızı bilgilendirmek zorunda kaldık. Aynı sistemimiz devrede olacak. Bu arada güvenilir bir ajansında bu konuda çalışma yaptığını bilgi olarak alıyoruz. Bu yönüyle ne yazık ki görevini yapamayan ve bir rezilliğe imza atan AA’dan ziyade bu ajans yakında kendini tanıtacak. Onların daha güvenilir bilgiler aktaracağını umuyoruz. Bizim de anlık bilgileri ve en kısa zamanda milletimize sağlıklı bir biçimde bildirecek kendi sistemimiz olduğunu da belirtmek istiyorum.”

Hiç merak etmesinler biz İstanbul’u keyifle yönetiriz

Artı TV muhabiri de “İstanbul’a ilişkin çözüm önerilerinizi paylaştınız. Ancak Cumhurbaşkanı açıklamasında ‘İki yerde biz kazandık. Vizyon ve vitrin kaybetti’ dedi. Sonrasında da ‘hareket kabiliyetinin iktidar partisinde olduğunu’ ifade etti. ‘Meclis ve komisyonlarda gerekli desteğin sağlanamadığı takdirde istediğini yapamaz’ dedi. Buna ilişkin değerlendirmeniz nedir?” şeklinde bir soru sordu. Ekrem İmamoğlu da  “Ben her zaman, başta sayın Cumhurbaşkanı ve devletin kurumlarını temsil edenlere, kendi süreç ve işlerine konsantre olmalarını öneriyorum. Ülkemizin uluslararası ilişkilerden tutun, teröre varıncaya kadar birçok sorunu var. Ülkenin en başta ekonomisine konsantre olmaları bence daha faydalı olacaktır. Biz İBB’nin seçilmiş komisyonlarını ve meclisini yönetecek irade, bilgi ve birikime sahibiz. Hiç merak etmesinler, biz İstanbul’u çok keyifle yönetiriz. Burada seçilmiş olan 25 değil 39 Belediye başkanlığımız bizimdir ve tüm meclis üyeleri de bizim üyelerimizdir. Ha birisi ‘ben 16 milyonun meclis üyesi değilim. Ben 16 milyonun belediye başkanı değilim. Kişiye bağlıyım. O ne derse ben onu yaparım’ diyorsa ki o da açığa çıkar. Onu yaşar görürüz. Her şey tıkır tıkır işler hiç endişeleri olmasın. Demokrasi her şeyin ilacıdır.”

Allah bilir

A Haber muhabiri de söz aldı. O da “31 Mart’tan hemen sonra BBC Türkçe’ye verdiğiniz mülakatta meslektaşımız size 2023’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylardan bir tanesi olabileceğinizi hatırlatması üzerine siz ‘Allah bilir’ demiştiniz. Sokakta da buna dair şeyler görüyoruz. Bu konuda genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile bir diyaloğunuz oldu mu? Ya da 2023’te gerçekten Cumhurbaşkanlığı için aday olursanız, CHP Genel Başkanı olarak mı aday olmak istersiniz?” şeklinde bir soru sordu. Yanıt da “Yani bizi aldın nerelere götürdün üstat, ne diyeyim. Birincisi ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin adayıyım. Keyifle de İstanbul Belediye Başkanlığı yapmak istiyorum. Size seçildikten sonra yabancı ya da bizden bir gazeteci fark etmiyor ısrarla bir soru soruyor. Ne diyeceksiniz. Her zaman milletçe söylediğimiz gibi ‘Allah bilir’ diyebilirim arkadaşlar.”

Özü sözü bir kişiyim

Hürriyet muhabiri de “Bu seçim herkesin bildiği gibi bir tekrar seçimi olacak. Aynı seçmen ve insanlarla seçime gideceğiz. 4 milyon 171 bin civarında oy aldınız. Bu seçimde oy hedefiniz nedir. Bir milyon yedi yüz bin oy kullanmayan seçmen var. İktidar partisinin bu seçmenlere çalıştığını ben biliyorum. Siz sandığa gitmeyen bu seçmenlerle ilgili özel bir çalışma yapıyor musunuz? Oradan ne kadar oy bekliyorsunuz?” şeklinde bir soru sordu. Ekrem İmamoğlu da “Siyasi çalışmaların farklı metodolojileri var. Ben aslında bire bir çalışmam. Ama en bire bir çalışan da benim. Niçin derseniz, o kadar ortak duygulara hitap ediyorum ki. Örneğin bir gazeteci soruyor. MHP’li ya da ülkücü seçmenin ya da Kürt vatandaşımızın oyunu alacak mısınız? Ya ben ne anlatıyorum burada? 16 milyon insanımızın, çocuklarının ihtiyaçlarını anlatıyorum. Bu şehirde yaşayan herkes eşit, partizanlık yok, demokrasiyi anlatıyorum. Seçildikten hemen sonra ben CHP’nin büyükşehir belediye başkanı değilim. İstanbul’un belediye başkanıyım diyorum. Bütün bu kavramlarla birebir seçmene hitap eden dil şahsıma aittir. Diğeri değil. Çünkü kendi seçmenlerine bile 25 belediye başkanımız diyen bir anlayış, daha o günden seçilmişleri yok sayıyor. Dolayısıyla onlara oy verenleri de yok sayıyor. Bu anlayış bir kenti yönetemez. Biz yönetiriz. Ha, bu arada bire bir seçmen çalışmasında devletin imkanlarını vatandaşa dağıtarak, bir şeyler elde ederim diye düşünenler vardır. Ama vatandaş bilsin ki devlet eliyle ne veriliyorsa zaten onundur. Kimsenin lütfu değil. Ben ahlaklı, nitelikli, bu şehrin ihtiyaçlarına dönük konuşulmayanlarını konuşan ve ihtiyaçlarını düşünen projelerle birebir çalışma yaptığıma inanıyorum. İttifakımızın dışında, bize gönül veren çok farklı insanlarımızı görüyorum ve hissediyorum. Oy hedefimle ilgili daha önce de söyledim. Bana herkes oy verebilir. Vermeli hatta. Bu ukalalık ya da kibir asla değil. Ben diyorum ki vallahi de billahi de, bu kalp bu vicdan ve demokrasi zihni herkese eşit. Hiç kimseye farklı bakmıyorum. Bana zihninde oy vermemek adına geliştirebilecek tek bir kavramı dahi yok. Hiçbir vatandaşımın yok. Kirletilmiş bilgiler, yalanlar, iftiralar var. Bunlar sadece suyu bulandıran kişilerdir. Bizim suyumuzun kaynağı o kadar gür ki, o bulanıklığı pırıl pırıl hale getirir. O nedenle bana kalsa bütün İstanbul bana oy verir. Oy vermeyenleri, sandığa gitmeyenleri takip ediyoruz diyorlar. Benim öyle bir takibim hiç yok. Vallahi de billahi de 31 Mart’ta neyi vaat ediyorsam yine aynı şeyleri söylüyorum. Dün başka konuşup bugün başka şey söylemiyorum. Dün başka bugün başka konuşanlardan değilim. Neyse oyum. On sene önce neysem şimdi de oyum. Siyasete başladığım gün neyi savunuyorsam, bugün de onu savunuyorum. Dolayısıyla özü sözü bir kişiyim. Kimseye de tabi değilim. Yani beni idare eden, yönlendiren bir irade yok. Tek iradem var. Türkiye’nin anayasası, bu ülkenin İstanbulunda yaşayan 16 milyon insanı. Birileri öyle midir, değil midir bilemem. Kendilerine sorsunlar. Ama bu ülkede bir irade ile görevden alınanları ve istifa ettirilenleri de biliyoruz. Fakat ben huzurluyum, keyifliyim. Bütün İstanbul bana oy verebilir. Hedefim hepsi.

Anket sonuçları yüzümde

Erbil kaynaklı bir gazeteci de anket sonuçlarını sordu. Ona da “31 Mart öncesinde de bize anket soruluyordu. Tabi anket sorulunca benim yüzümün şekli değişiyordu. Güleç yüzlü bir insanım ama o zaman başka bir motivasyon ve moral geliyordu. Bana sorulduğunda yüzüme bakarsanız anket sonuçlarını anlarsınız. Yeterince ifade edebildim mi bilmiyorum. Çünkü sonuç açıklamak gibi bir düşüncemiz yok. Mücadele edeceğiz” yanıtını verdi.

Benim de sorularım vardı. Ama onu özel sormak istedim. Sadece benim olmalı ve DieGazete.de yayınlanmalıydı. O nedenle orada sormadım. Toplantı sonunda biraz yorgundu. Şükrü Küçükşahin yanıma geldi. Ve Ekrem İmamoğlu ile beni tanıştırdı. Berlin’den geldiğimi söyleyince yüzü yine aydınlandı. Gülümsedi. Kendisiyle aslında röportaj yapmak istediğimi ama vakit darlığı nedeniyle yazılı gönderdiğimi söyledim. “Elime geçince seve seve” dedi. O anlar maalesef fotoğrafımızı çekenlerin azizliğiyle doğru düzgün belgelenemedi. Teşekkür edip vedalaştık. Tarihi meydana tekrar çıktım.  Tam karşımda gezi olaylarının yıldönümü nedeniyle polis önlemleri vardı. Ben sola dönüp İstiklal Caddesi’ne girdim. İnsan selinin arasında kendimi adeta kaybettim. Galatasaray Lisesi’nin oralara geldiğimde CHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı’nın seçim standını gördüm. Az ilerde de AK Parti irtibat bürosu vardı. Ülkemdeki siyasi gerilime rağmen İstanbul’da yan yana yürütülen çalışmayı keyifle izledim. Tam o sırada kalabalığın içinden Muharrem İnce göründü. Partililer onunla fotoğraf çekilme yarışındaydı. Yanına gittim ve kendimi tanıttım. Güler yüzle elimi sıktı. O sırada seçimi sordum. Muharrem İnce’nin yanıtı kısa ve netti: “İmamoğlu kazandı. Yine kazanacak.” Fotoğraf çekilme isteğimi de kırmadı. Onları orada bırakıp kuledibine doğru yürümeye başladım. Güzel bir kahve içtikten sonra Galata Kulesi’ne yöneldim. Orada da İstanbul’u adeta havadan görüntüledim. Çıkışta dünyanın ne kadar küçük olduğunu ispatlarcasına Berlinli dost Ferhat Güneyli ile karşılaştım. Bana Ekrem İmamoğlu ile ilgili söz ve müziği kendisine ait klipten söz etti.  Sonra da vedalaşıp ayrıldık. Önce Karaköy sonra vapur keyfiyle Kadıköy. Ardından tekrar Berlin. İşte kısa İstanbul gezisi ve siyaset serüveni böyle geçti.

2 Comments

  1. Sayın Münir Bağrıaçık,
    bize bu güzel bilgileri ilettiğiniz ve İstanbul havasını estirdiğiniz için çık tşk ler. İyiki varsınızız ve heryerden bizi onurla temsil ediyorsunuz.Ssğolun💐

    ADD Berlin-Brandenburg Başkanı
    Neşe Gül-Breyer

    • Klavye hatalarına özür… küçücük telefondan ancak yazabildim. Slm lar

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*