TREVİSO’DA BİR GÜN

İtalya’dan mektup var 3

Tatlı Yiyelim – Tatlı Konuşalım

Gonca Bilgiç / DieGAZETE.de / Venedik

1 Mayıs’tan itibaren kurallar İtalya’da biraz daha hafifledi. Nihayet bizim başbakan Giuseppe Conte kesenin ağzını açtı ve 55 milyar Euroluk yeni bir paket hazırladı. Biz de tabii ki inandık paracıkların bizlere ulaşacağına. Helal olsun, üstelik bir de işten çıkarma yasağı koymuş Koronavirüs sebebiyle.

Fakat politikacılarımız tam tamına 500 sayfalık bir protokol hazırlamışlar ve bunu öyle bir hazırlamışlar ki, her zaman olduğu gibi vatandaşın anlaması kesinlikle mümkün değil. Dolayısıyla hakkını arayan vatandaşa her zaman saçma bir kanun ile bu istek kabul edilmez.

Şunu da söylemekten geri kalamayacağım: İtalyanlar maalesef otoriteye saygılı insanlardır. Yirmi senelik İtalya’daki gözlemlerim de bu. Güzelim memleketin halkı kukla gibi oynatılıyor. Politikacılar kendi keselerini doldurmak için saçma sapan kurallar, yasalar çıkartıyorlar. Ve gerçekten halktan nasıl para koparırız diye halkın her hareketine ceza veriyorlar. Ve halk bunu kabul ediyor. Alışmış. Onlar büyüklerimiz, ne derlerse doğrudur diye hiç bir zaman da karşı gelmezler. O kadar afedersiniz “kazık” yemelerini “yarabbi şükür” diye kabul etmeleri, beni herzaman şaşırtmıştır.

Eee tabii Gucci markalı kemer ile sokağa çıkmak olur mu hiç, adamlar utanıyorlar çünkü bir önceki yazımda söylediğim gibi adamlar “FIGO” olma yani fors atma derdinde ve dolayısıyla adamlar vallahi utanıyorlar sokağa çıkıp protesto etmeye. Ve her zaman derim bu İtalyanlar özgüvenlerini marka kıyafetleriyle “satın” alırlar.

Fakat şimdi insanlar yavaş yavaş sokaklara çıkmaya başladı, eeeee artık bıçak kemiğe dayandı, insanlar nihayet uyanır gibi. Üstüne basıyorum “uyanır gibi”. Koronavirüs sebebi ile bizler İtalya’da neredeyse 60 günden beri evlerde kapalıyız. Artık gruplaşmadan ve maske takmak şartıyla sokağa çıkmamıza izin verildi.

Bunu fırsat bilip bu güneşli ve sıcak pazar gününü değerlendirmek için Treviso’yu seçtim. Evet Treviso’da güzel bir gün geçirmek istiyordum. Taktım maskemi, giydim eldivenlerimi ve bindim benim “Fatoş”uma. Fatoş benim arabamın adı. Açtım Metopol FM’i – ohhh Ajda Pekkan mikrofonda, hem deeee “Hür doğdum, hür yaşarım” şarkısıyla. En sevdiğim ve tam benlik.

Pazartesi gününden itibaren İtalya’da 4 milyon insan iş başına dönüyor. Arabada giderken normal şartlar altında sürdürdüğüm hayatım geçti aklımdan. Özlemişim galiba. Üç sene olmuş şirkete başlayalı. Erkenciyim ben. Sabah 6:30’larda uyanırım saatsiz. On dakika yatak keyfinden sonra Metropol FM açar ve günüme şu İtalyanların espressosu ile başlarım.  Mis olur miss, miss.

Sabahları şirkete geldiğim zaman herkesi Türkçe selamlarım. “Günaydın Giovanni”, “Günaydın Samantha….”  Berlin’e geldiğim zamanlar, dönüşte çekirdeğin dışında baklava getiririm veya Toffifee, buralarda bulunmuyor çünkü. Ve getirdiğim ürünleri iş arkadaşlarıma da sunarım. Onlar da tatsın diye.

Önemli görüşmeler için şirket yöneticimiz Giovanni’nin odasına gittiğimde, bloknot ve kalemden hariç daima yanımda çikolata gibi tatlı şeyler götürürüm ve toplantı masasına bırakırım. Toplantı başlamadan “Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım” derim.
Hatta iş arkadaşımın birinin doğum gününde Youtube kanalından “İyi ki doğdun” şarkısını açmıştım ve anlamını anlatmıştım. O günden itibaren her sabah “buongiorno” yerine “ikidodun” deriz. İyi ki doğdun zor geliyor tabii. Bu arada aklıma geldi. Hani şu İtalyanların tatlısı var ya “tiramisu”, Treviso’da doğmuş. Küçüklüğümden beri tiramisu en sevdiğim tatlıdır. Görümcem, annesi gibi çok iyi bir aşçıdır ve çok güzel tatlılar yapar. Tiramisusu da muhteşem olur. Sağolsun bana gizli tarifini verdi ve yapmasını öğretti. Çok kolay. Tatlı yapmak hayatta elimden gelmez, fakat tiramisu yapması o kadar kolay ki, ben bile güzel yapıyorum. Aşağıda tarifini görebilirsiniz, tiramisu seviyorsanız, mutlaka deneyiniz.

Tiramisu “ayağa kaldır beni” demek.

Trevisolu varlıklı bir işadamı, yine bir gün sevgilisini ziyaret etmiş. “Koklaştıktan” sonra biraz yorgun düşmüş. Çok da önemli bir toplantıya katılması gerekiyormuş. Sevgilisi hemen mutfağa gidip dolapları açmış “acaba ne hazırlasa da biraz enerji ile doldursa sevgilisini” diye. Kahve, evet kahve enerjisini yükseltir, yumurta, evet yumurtaları da çıkartmış, mascarpone bisküvi falan derken kadın başlamış yumurtaları çırpmaya, mascarpone ile karıştırmaya, kahveyi de içine koymuş falan derken şipşak hemen orada enerji tatlısını yapıvermiş.

Özelleştirmek isterseniz yaptığınız tiramisuyu, şu buzdolabına yapıştırdığımız mıknatıs harfler varya, işte o harflerden kişinin adını tatlınıza yerleştiriniz ve kakao pudrasını üzerine serpiniz. Sonra harfleri dikkatle tatlınızın üzerinden alınız, çok güzel bir görüntü oluyor. Buon appetito!   

Tiramisu:

5 yumurtanın sarısı ile 10 yemek kaşığı şekeri mikserinizle 5 dakika çırpınız. Sonra 5 yüz gram mascarponeyi içine döküp, hepsini birden tekrar bir beş dakika daha çırpınız. Diğer kabınızın içindeki yumurta beyazını da 5 dakika çırpınız, tam köpük olduğunda diğer krema olan kabınızın içine karıştırınız. Kabınızın içine bisküvileri kahveye bandırıp kabınıza tek tek diziniz. Bi sıra bisküvileri dizdikten sonra kremayı muntazam bir şekilde yayınız. Böylece üç sıra bisküvi, üç sıra krema yeterlidir. Son olarak kakaoyu üzerine tel süzgeç yardımı ile serpiniz. Buzdolabında birkaç saat dinlendiriniz. Haydi, deneyenlere kolay gelsin ve afiyet bal olsun.

Bu arada ben hayallerimde Ajda ile dans ederken Fatoşum beni getirmiş bile Treviso’ya. Treviso dar sokakları, tarihi evleri ile eşsiz bir manzaraya sahiptir. 3 kanal akıyor şehir içinden ve Venedik kadar olmasa da, bayağı güzel köprülere sahiptir.

Treviso nüfusu 84 bin (Kreuzberg’in yarısını düşünün) minicik bir tarihi şehirdir. İkinci Dünya Savaşı’nda bu güzelim şehir, ağır bombaların hedefi olmuş ve neredeyse tamamen yok edilmiş, fakat restorasyon çalışmalarını o kadar mükemmel yapmış ki adamlar, savaştan eser kalmamış.

İtalya, İtalya olmadan önce, 1300’lü yıllarda Venedik, Treviso’yu fethetmiş. O zaman bu güzelim şehri düşmanlardan korumak için de 8 metre yüksekliğinde ve 4.800 metre uzunluğunda bir duvar örmüşler bu güzelim şehrin etrafına. Fakat bizim Almanya duvarı gibi değil ha. Gerçekten güzel… İtalya’nın çoğu şehirlerinde yani Padova, Florens, Pisa, Bolagna ve Roma gibi şehirlerde kısmen duvarlar görebilirsiniz.

Sanki yüzümde Pandemi maskesi değil de tarihin maskesi varmış gibi Ajdanın “Hür doğdum, hür yaşarım” şarkısı hala aklımda, Treviso’nun o güzelim dar sokaklarında, o tarihi evler ve eşsiz manzarasıyla bütünleşmişim. Yol arkadaşım Alessandro ile dolaşırken dışarı çıkma yasağı hafiflemesine rağmen çok az insan vardı sokaklarda. Sanki Treviso bugün bana ait ve  1559 tarihinde yapılmış “Fontana delle tette” yani bu muhteşem “memeli çeşme” yalnız benim için akıyor ki genelde uzun sıralar oluşur çeşmenin önünde. Gel de içme. Eski zamanda memelerden senede iki-üç gün şarap akarmış.
Şarap ve Prosecco sevenler Treviso’yu görmeden olmaz, demedi demeyin. Ve Ryan Air sağolsun Koronavirüsden önce 9,90 Euro’dan başlayan fiyatlarla en çok beni mutlu ediyordu. Ne zaman Berlin’i, arkadaşlarımı, Hasır’ın işkembe çorbasını, çekirdek çitlemeyi fakat en çok da ailemi ve ablacığımın o el emeği göz nuru ile hazırladığı mantılarını özlediğimde, bir buçuk saat içinde Berlin’de, ablamın sofrasında, veya Hasır’da ve daha sonra  “Smyrna Çekirdekçi”de buluyordum kendimi. Berlin’den de tabii ki bol bol misafirlerim geliyordu.

Vakit geçtikçe resmen o bomboş sokakları, insanlar nihayet doldurmaya başladılar. Barlar, kafeler açık fakat içeri girmek yasak. Dışarıdan ısmarlıyorsunuz ve garsonlar kahvenizi maskeli servis ediyorlar.

Ya bu adamlar o kadar dış görünüşe önem veriyorlar ki maskeleri bile markalı, eee ne de olsa Pierre Cardin veya Benetton moda şirketinin etkisi büyük olabilir. Benetton ve Pierre Cardin de Treviso’ludur. İnanmazsanız buyrun, gelin görün. Ben buraya taşındığımın senesinde Benetton için muhteşem bir çocuk koleksiyonu hazırlamıştım, fakat adamlar ne aradılar ne sordular. Eşimin ve arkadaşların söylediklerine göre arkanda dayın olmazsa, başvurular yetkilinin eline geçmiyormuş. Benetton amcanın şirketinde çalışma hayali de böylece Treviso’nun o güzelim kanallarına düşmüştür.

Şimdi vereceğim bilgi de Futbol severlere gelsin: Beyler, siz hatırlarsınız Alessandro del Piero Treviso’da doğmuş, 16 sene Juventus’da ve 13 sene İtalya milli takımında oynamıştı. 91 kez İtalya milli futbol takımının formasını giymiş ve 27 gol atmıştı. Hani şu 2006 yılında Dünya Futbol Şampiyonası’nda Köln’de oynanan yarı final maçında Almanlara uzatmalarda attığı golle kahraman olan Del Piero’dan söz ediyorum ve sevgili Münir Bağrıaçık burada sözüm sana, eğer yanlış hatırlamıyorsam senin bizim Alessandro ile bir fotoğrafın olması gerek ve bence buraya tam uyar derim. Şimdi ne mi yapıyor? Los Angeles’te eşi ve 3 çocuğu ile yaşıyor ve “N10” adında bir restoran çalıştırıyor. Hatta bir şubesi de yine N10 adında Milano’nun en güzel sokaklarından birinde. Beyler, pamuk eller cebe, hanımlarınıza güzel bir sürpriz yaparak bir Milano yapıp, orada bir akşam yemeği yiyebilirsiniz.

Hayırlı Ramazanlar. Bayramınız şimdiden kutlu olsun.

Andrà tutto bene. Her şey güzel olacak.
Kendimize iyi bakalım.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*