BİZİM BİR SERGİMİZ OLDU

Tuğba Yazıcı / DieGazete.de

Herkese merhabalar sevgili DieGazete.de okuyucuları. Bir süredir görüşememiştik. Ah neler oldu neler? Sizlere anlatayım bir bir. Olur mu?

İki ay için Türkiye’ye, çok özlediğim vatanıma gittim. Birçok proje ile birlikte gönlümden geçen birçok şeyi yapmayı planlamıştım. “Nasıl geçti?” derseniz, başlıyorum anlatmaya:

Bu yazıyı daha önce yayınlayacaktım. Aslında iki ay öncesinden hazırdı. Ama Türkiye’deki yangın ve sel felaketi sonucunda yaşanılan üzücü kayıplar, sevinçleri, mutlulukları ertelememize sebep oldu. Zira “komşusu ağlarken, gülen bizden değildir” diye öğretildi bize ve öyle yetiştirildik. Vicdanı ve kalbi olan herkesin de, aynı düşündüğüne eminim. Hem de dünyanın her tarafında, farklı dil ve dinlere rağmen. İnsan olma paydasında buluşan herkesin hissettiği evrensel duygular bahsettiğim.

Hadi biraz güzel haberlere geçelim, dağıtayım bu melankolik havayı. Hayat nasıl yaşadığına bağlı olarak, çok uzun ve sıkıcı veya dolu dolu geçebilir. Hayatın içinde, birçok sınavlar verilir. Güzel anlar, bir kaç dakika gibi sürer gibi gelirken, can  sıkıcı deneyimler çok çok uzun sürebilir veya öyle gelebilir. Bir nevi Salvador Dali’nin, o ünlü saatli zaman tablosu gibi sürrealist düşünceler içindeyim. Hayat denilen illüzyonu düşündüğümde…

Sadece bu konuda sevgili Salvador ruh eşim oluyor benim. Hayatı akıcı ve renkli yaşamak için benim bir formülüm var. Uzun zaman önce keşfettiğim: Üretmek! Her daim üretmek ve çok düşünerek, deli düşüncelere kapılmayacak kadar çalışmak!

Çok işe yarıyor, inanın! Bu formüle son zamanlarda birkaç madde daha ekledim. Başka hayatlara da dokunmak ve o dokunuşu görünür kılmak!

Hayat mucizelerle dolu ve bizler birbirimize, bu mucizeleri ulaştıran iletkenleriz. Okulda okuduğunuz biyoloji  ve fizik derslerinde öğrendiğimiz “İnsan vücudu yalıtkandır. Elektriği çeker, dikkatli olun! Elektrik akımına kapılmayın!” cümleleri benim, “mucize iletkeni insandır!” teorimi destekliyor.

Biz insanlar evrende, mucize denilen elektriği ileten yalıtkanlarız. Hem pozitifi, hem de negatifi. Ben hayatımda her zaman pozitifi seçtim. Kolay olmadı tabii! Arada negatif elektriğe yakalanıp çarpıldığım da oldu inanın! Ünlü Disney karakteri o siyah ördek Donald Duck gibi, umutlarım kaç defa elimde patladı. Hevesim çok kırıldı ama pes etmedim hiçbir zaman! Yıllar bana, yanan kabuğumu çıkartıp, yeni bir “ben” yaratabileceğimi öğretti.

Bu yüzden hayatta karşıma çıkan, her negatif olay veya enerji, beni tam tersi yöne çevirerek, pozitifi keşfetmemi sağladı. Tüm kadınların üstadı Coco Chanel’in  de dediği gibi “Bu hayatta hoşuma gitmeyen her olayın, mutlaka güzel bir karşılığı vardır!” diye düşündüm hep ve onu keşfettim.

Bu düşünceler içerisindeyken, önüme başka sanatçılar için yapabileceğim bir fırsat belirdi geçtiğimiz aylarda. Size daha önceki yazılarımda bahsetmiştim, sanırım ilk yazımda. Miami merkezli bir sanal galeri kurduğuma dair (Korona dolayısı ile sanal) ve galerim sanatçıları ile Worldofthewomen grubunun, dünyanın farklı ülkelerinden sanatçı ve tasarımcılarını bir araya getirecek bir sergi planladım.

Çok kıymetli bir arkadaşımın desteği ile Türkiye’de Bodrum’da bulunan Termal Sianji Otel ile bağlantı kurdum. Otelin sahibi sayın Recai Çakır, Genel Müdür Suat Bey’e ve otel müdürü sayın Yücel Koçak’a çok çok teşekkür ederim. Bize sponsor olarak, Kovid dolayısı ile sıkışmış enerjiyi, harika bir sergiye dönüştürme imkanı sağladılar. Takdir edersiniz ki, Kovid’den en çok etkilenen sektörün başında sanatçılar geliyor.

Bu sergiyi düzenlerken sosyal sorumluluk projesi olarak planladım. Sosyal olması, üreten sanatçı ve tasarımcıları bir araya getirmek ve sunmak, sorumluluk kısmının ise gelirin bir kısmını da bir gencimizin eğitimine katkı olmak amacı ile bağışlamak şeklinde planladık. Miami’den ben, Yücel Bey (Koçak) ile bol bol iletişim kurarak sergi gününe kadar planladık her şeyi.

Aylardır beklediğimiz sergimizin açılışı 16 Temmuz Cuma akşamı harika bir ambians eşliğinde oldu. Nasıl geçti? Neler oldu? Kimler geldi? Kokteyl nasıldı? Eserler ilgi gördü mü? Çok güzel haberlerim var o güne dair. Hazır olun hepsini yazıyorum şimdi.

Sergiden bir gün önce, arkadaşlarımızın birçoğu ile otelde buluştuk. Birçoğu diyorum çünkü yurt dışında yaşayan sanatçıların bir kısmı Kovid dolayısı ile kendileri gelemeyip, eserlerini göndermişlerdi. Otelde yoğun bir gün geçirip, eserlerimizi astık. Bize desteğini esirgemeyen gerek otelin müdürü Yücel Bey, gerekse genel müdür Suat Bey’e tekrar teşekkür ediyorum. Tüm iyi niyet enerjimi gönderdim. Zira enerjiye çok inanıyorum.

Neyse ki gece saat 22.00’lere kadar uzayan resimleri asma işini bitirdik. Sanatçılarımız Şeyda Andaç, Layla Malcok’un temsilcisi Bilgesu Altunkan ve Çilukota adıyla tanınan Elvan Kopuz yerleştirmede çok yardımcı oldular.

Kendilerine ayrıca teşekkür ediyorum. Fotoğrafları hazırlık anından itibaren sizlerle paylaşacağım. Bizzat görebilirsiniz. Resimler asıldıktan sonra içimiz rahatladı. Sergiye artık hazırdık.

Lakin beklediğim sanatçıların eserlerinden birinde sorun vardı. DieGazete.de’nin Venedikli yazarı Gonca Bilgiç’in eserleri gümrüğe takılmıştı. Ve sergi için eserlerini bekliyorduk. Peki ne oldu dersiniz? Sergimiz nasıl oldu? İzlenimlerimiz neler?

Cuma günü korkunç Bodrum trafiğini göze alarak erkenden buluştuk. Kahvelerimizi içtik. Kahve mühim! Kahvesiz yapamayanlardanım. Birbirinden tatlı sanatçı arkadaşlarımla sohbetlerimizi yaptık ve saatin 17.00 olması ile misafirler gelmeye başladı. Videoları çeken Blue Voyage / Mavi Yolculuk şiir kitabını yazan Banu Demir’e çok teşekkür ediyorum. Ve şiir kitabını tavsiye ediyorum. Olgun bir adamın mavi yolculuğunu anlatıyor şiirleri. Ben yakışıklı olduğunu hayal ettim okurken ekstra olarak.

Bir otel sergisi olarak ve kıtalar arası iletişim göz önüne alındığında oldukça başarılı bir sergi olduğunu söylemek istiyorum. Satılan eserler de bunun bonusu oldu.

Olumlu taraflarından devam edersem, harika sanatçılarımız ile tanıştık. Harika anılar biriktirdik. Konuklarımız çok çok renkli kişilerdi. Bize sergi için destek olan sevgili arkadaşım Kıymet Sülüşoglu ve değerli eşi Genel Cerrah Cemil Sülüşoğlu, İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Koçak, “Rengine Yolculuk “ kitabının yazarı  sevgili Ayşen Bulut, değerli koleksiyoncular, değerli sanatçı ve sanat tarihçi Sevim Eti, Erol Eti ve birçok kişi ile birlikte sergimizi şereflendirdiler.

İkon kadın Sevim Eti yazımda kendisinden bahsetmiştim size daha önce. Tekrar okumak isterseniz linki buraya ekliyorum: https://diegazete.de/idol-kadin-sevim-eti/

Sevgili arkadaşım, Sabah gazetesi köşe yazarı Funda Karayel ve Fatoş Karayel de sergimizi ziyaret eden renkli simalardandı.

Ben kendi adıma yıllardır görmediğim ahbap, arkadaş ve dostlarım ile bir araya geldim, yeni insanlarla tanıştım. Jetlag etkisini sergi heyecanı ile üzerimden attım. Çünkü Türkiye’ye geleli sadece 3 gün olmuştu.  Zira inanın Bodrum’a gittiğimde, gece bir saatlik uyku ile ayakta duruyordum. Bazı fotoğraflardaki perişan halimden anlayabilirsiniz.

Sergide eserleri bulunan değerli sanatçı arkadaşlarımın her biri hem eserleri hem de kendi enerjileri ile harikaydılar. Sanatçılarımızın isimlerini yazının sonuna ekleyeceğim, arzu edenler bu harika çalışmaları ve sanatçıları takip edebilirler.

Olumsuz söyleyebileceğim şey, Gonca Bilgiç’in eserleri sergiye çok sonra katıldı. Maalesef açılışta sadece fotoğrafları ile yer aldı. Eserler son anda gümrükten çıktı ama maalesef kargo bayram karmaşasından olsa gerek, sergiye yetiştiremedi. Hepimiz üzüldük! Ama sanatçıların bu tarz sorunları olabiliyor zaman zaman! Yıllar önce Floransa Bienali’ne katılırken, İtalyan gümrüğünde bana bile el koyuyorlardı neredeyse! Çok zorlanmıştım.

Ya da dört sene evvel Fransa Louvre Müzesi’nde sergilenecek eserim daha da heyecan yaşadı! Fransız gümrüğünde 15-20 gün takılı kaldı. Yıllardır beraber çalıştığım Fransız galeri, tüm evrakları yeniden oluşturup, oradaki sorunu çözmüştü. 2 ay önceden resimleri gönderdiğim için sergiye yetişebilmişti.

Sonuç olarak yaşadığınız stres, tecrübe olarak size geri dönüyor.

United Women Grubu’ndan bizi ziyaret etmek için gelen 3 harika kadını yazmadan geçemeyeceğim. Yoksa dört müydü? Sevgili Nurten Yolcu, İsviçre’den Bodrum’a seyahate  gelmiş ve gelmişken de harika arkadaşları ile birlikte sergimizi ziyaret ettiler. Çok onore olduk. Diğer arkadaşların ismini alamamışım, bu yazıyı okuyorlarsa kendilerini tanıtmalarını çok isterim, zira hepimiz çok mutlu olduk.

Güzel sonuçlardan biri de, artık Şeyda Andaç’ın muhteşem ebru çalışmaları Limra taşı üzerine ebru, Layla Malcok’un duvar kağıtları ve Naile  Bozkurt’un modern tasarım olarak üretilmiş nazar boncuğu ebru çalışmaları, artık Miami’de yer alacak. Sanatçılarımızı seçerken tarz ve renklerinin ambians ile bütünlüğüne çok önem verdiğimi söylemek isterim. Zira kompozisyon benim gözümde, bütünü kapsıyor. Her çalışmayı izlerken, onların içinde Bodrum renklerini ve ruhunu da hissedebileceksiniz. Londra’dan, Roma’dan, Montenegro’dan, Kayseri’den, Kapadokya’dan, Foça’dan, Venedik’ten, Portekiz’den, Denizli’den ve Amerika’dan bir araya geldiğimiz tüm sanatçı arkadaşlarımı kutluyorum. İyi iş başardık, daha nicelerine diyorum.

Yazımın sonuna  bu şekilde gelmiş ve yayın sorumlumuz Münir Bağrıaçık’a göndermiştim. Lakin yayınlanamadı, yayınlayamadı çünkü sergi bittikten sadece birkaç gün sonra başlayan Manavgat ve Bodrum yangınları ile alt üst olduk. Türkiye’nin sahil kesimlerinde başlayan ve günlerce süren yangınlar insana cennet ve cehennemi, insanlığı, iklim değişikliğini, hayatı ve birçok şeyi sorgulattı. Çok duymuşumdur bazı zamanlarda bir yerlerden “Cennet ve Cehennem bu dünyadadır” cümlesini!

Bu uzun zaman süren yangınlar süresince gördük ki kuzusunu kurtarmak isterken yalvaran, ağlayan bir çiftçiyi gördüğümüzde, yanan bir kaplumbağayı veya bir kısım insanların, yangından kızıla dönmüş gökyüzünün içinde, iskelede yemek yerken fotoğrafını görmek. “Evet! Cehennem bu dünyadadır” dedirtti.

Lakin buna karşılık vicdanı olan, kimlik, sen, ben, ona bakmadan, bir araya gelip de yardım organizasyonları yapan insanları görünce, tekrardan “Umuda Yolculuk” başladı içimizde. En çok üzüldüğüm şeylerden biri de, daha birkaç gün önce içinde bulunduğum coğrafyanın ve insanların acısına şahit olmaktı.

Sonrasında Karadeniz’de olan sel depremi beni ayrı bir yaraladı. Kastamonu, Bozkurt, İnebolu ve Sinop….  Nedenine, niçinine girmeyeceğim. Ama iklim değişikliği adeta bangır bangır bağırıyor. Lütfen bireysel olarak bile başlayalım elimizden geleni yapmaya. Yıllardır Amerika’da yaşıyorum ve birçok yerini gördüm. Gördüğüm yerler son derece yağış alan ve ormanlık arazilerle dolu. Ve şunu keşfediyorsunuz, bilim adamı olmaya gerek kalmadan, ne kadar ağaç ve orman varsa, o kadar yağmur var. Almanya ve Avrupa’da da keza öyle…

Dilerim, bir daha yaşanmaz böylesi anlar ve ben hep güzel haberler paylaşırım sizlerle.

Hepimize iyi haftalar efendim, sağlıkla ve neşeyle kalın.

İnstagram: @Arttmodernmiami ve @tugbayaziciofficial

Sergiye katılan sanatçılar:
Naile Bozkurt – Kapodokya
Layla Malcok – Londra
Livia Proto – Roma
Şeyda Andaç – Kayseri
Dildar Undeger – Foça
Handan Ercengiz – Karadağ (Montenegro)
Gonca Bilgiç – Venedik
Çağdaş İlim – Denizli
Vanessa Ponte – Portekiz
Elvan Solar Kopuz – Bodrum (Çilukata)

2 Comments

  1. Böyle bir organizasyonda olduğum için çok mutlu oldum.Ben Kapadokyadan Naile art gallery sahibesi ve ebru sanatkarıyım.Tuğba hanımı ve diğer sanatcı arkadaşları bu güzel çalışmalar ve organizasyon için kutlarım.

  2. Yazinizi buyuk bir zevkle okudum.Sizinle ve butun sanatci arkadaslarla gurur duydum.Gelecek yil tekrarini bekliyorum.Bu yil gelemedim.Hepinize sanat dolu, saglikli gunler dilerim.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*