FUTBOL SADECE FUTBOL MU?

İtalya – Türkiye karşılaşıyor

İtalya’dan mektup var 14

Gonca Bilgiç / DieGazete.de / Venedik

Yine futbolun sadece futbol olmadığı günler yaşıyoruz.. Tüm İtalya, tabi ki Türkiye ve Almanya gibi bu günlerde futbolla yatıyor, futbolla kalkıyor. Avrupa Futbol şampiyonasının açılışını İtalya – Türkiye yapıyor. O kadar bilet aradım, bilet yok. Hepsi satılmış. Bir mucize olsa da, Roma’da tribünde izleyebilsem maçı. Hemen belirteyim ki İtalyanlar “Bizim Çocuklar” dan birazcık korkuyor. Zira hayran oldukları, saygı duydukları isimler içinde İtalya’da oynayan oyuncularımız Cengiz Ünder, Merih Demiral, Hakan Çalhanoğlu. İtalya’daki “Bizim Çocukların” milli takımda oyunları gerçekten ürkütüyor İtalyanları. Çok saygı duydukları başka bir isim de Burak Yılmaz. Fazla sürmez, İtalyanlar, Fransızların elinden kapar Burak Yılmaz’ı. Benden söylemesi.

İtalya’ya karnım burnumda 2000 yazında geldim. Meğer Türk olarak koskoca İtalya’da yalnız değilmişim. Kapı gibi arkamda iki dev adam varmış. Hakan Şükür ve oğlumun adaşı Fatih Terim. Abartmıyorum o sıralara yalnız benim çevremdeki İtalyanlar değil, tüm İtalyan medyası Hakan Şükür ve Fatih Terim’den konuşuyordu. Bu arada İtalyanlar Ü leri konuşamadıkları için Hakan Şükür değil de Aakan Sukur derler ve Fatih Terim değil de, Fathiiii Terin derler. Ağızlarından Fathiii çıkıyor ve Terim yerine de Terin diyorlar nedense. O zamanlar Inter Milan’ı tutan bütün İtalyanlar Hakan Şükür aşığıydı. Rönesans’ın beşiği Florensa ve modanın merkezi Milano’daki başarılar nedeniyle Fatih Terim’e ise müthiş saygı duyuyorlardı.

Günümüzde ise en çok Cengiz Ünder, Merih Demiral, Hakan Çalhanoğlu İtalyan televizyon ekranlarını süslüyor. Bilhassa Hakan Çalhanoğlu ağızlardan hiç düşmüyor futbol severler arasında. Bu güzelim Türk gençlerini İtalyan kanallarında izlemek, isimlerini duymak beni müthiş sevindiriyor ve gururlandırıyor.

Arkadaşsız hayat mümkün mü demiştim bir önceki yazımda, şimdide soruyorum, futbolsuz hayat mümkün mü acaba? Peki futbolsuz hayat mümkün mü? Çoğu kadınlar için evet mümkündür. Ama bir kadın gözüyle benim hayatımda futbolun yerini sizlere aktarmak istiyorum. Düşününce de hemen hatıralar sıraya dizildiler bile.

Ben küçükken bizim evde futbol pek izlenmezdi. İlk futbol deneyimi Berlin Kreuzberg’de yaptım. Komşum sayesinde oldu. Gülperi benim bir üstümde oturan, evli, bir çocuk annesi hatun, futbol hakkında bilmediği yoktu. Önemli maçlarda, eşi dostu çağırır, yemekli-ziyafetli, çaylı-börekli, kurabiyeli-çörekli, çekirdekli hep birlikte ekrana neredeyse yapışırdık. En çok bağıran, en çok zıplayan Gülperi ve eşi olurdu. Karı koca iyi ki aynı takımı tutuyorlardı. Ayrı takımı tuttuklarını düşünmek bile istemem, vay o evin haline olurdu.

İtalya’ya taşındığımda, futbol, İtalyan kocacığım sayesinde girdi hayatıma. Kendisi haftada bir arkadaşları ile futbol oynamaya giderdi. Koyu bir Milan’cıdır kendisi. Milan maçı veya Avrupa şampiyonluğu, hatta dünya şampiyonluğu olduğunda bizim ev de neredeyse Gülperi’nin evine dönüşürdü. Tüm İtaliano arkadaşlar bizim eve gelirler, yemekli içmeli ekrana yapışır, ben Türkçe;

“Hadi koçum, tut topu, at topu, at golü diye bağırırken, İtaliano arkadaşlar ise kendi havalarında

“Dai dai dai daaaaaaaaaaaaaiiiiiiiiiiiiii, buttaaaaaaaaa la pallaaaaa … Corriiiii cazzooooo corriiiiiiiiii. Albitro di merdaaaaaaaaaaaa …. Tiraaaaa la palla cazzo…” diye gümbür gümbür çıkan sesleri odayı dolduruverirdi. “Arbitro compratooooooo, arbitro vendutoooooooo” diye diye bende artık onlara eşlik ederek “Arbitro vendutoooooooo” diye bağırdım.

Benim İtaliano kocacığımın çocukluk hayali, belki futbolu seven çoğu erkek çocukları gibi futbolcu olmakmış. Fakat çocukluğunda hastalanınca, annesi bir daha antrenmanlara göndermemiş. İtaliano kocacığımın da, içinde ukde kalmış. Hep üzülerek hatırlardı o anılarını. Oğlumuz Leonardo Fatih ilkokula başlayınca sevinç ve gurur ile bebişimizi futbola yazdırdı babası. Bizim köyümüzün spor kulübü olan U.S.D Campocroce ye kaydını yaptırdı… Yeşil sarı formasını giyinerek haftada iki kere antrenmana başladı oğluşumuz. İkinci gidişiydi oğluşumun antrenmana, babası götürdü, bende alacaktım antrenman bitince. Biraz erken gittim, bebişimi izlemek istedim.

Bütün çocuklar, oğlum gibi altı yaşındalar. Antrenör hepsini bir sıraya dizmiş, top önde, çocuk koşuyor, topa vuruyor ve tekrar sıraya giriyor. Maşallah bücürlere. Ne de güzel vuruyorlar topa. Sıra benim bücüre geldi. Koştu, hız aldı, ayağı ile topa doğru bir hamle yaptı, ayağı topa değmedi, havada kaldı. Bir böyle, iki böyle, nihayet üçüncü hamlede topa vurabildi.

Eve dönünce İtaliano kocacığıma “Vazgeç bu sevdadan, senin oğlandan düşündüğün, hayalini kurduğun ünlü futbolcu olmayacak” demeden duramadım hevesli genç babişkoya. Sevgi dolu baktı o an oğluşumuza. Sonra bana döndü ve “Galiba antrenmanı izledin, böyle söylediğine göre… Bence de futbol kariyeri olamayacak gibi görünüyor Leo’nun. Ama olsun. Mutlu görüyorum sahada. Belki gol atma mutluluğunu yaşayamayacak fakat arkadaşları ile birlikte olmanın mutluluğunu yaşayacak. Futbol sahasında öğrendikleri ileride sosyal hayatında yardımcı olacak. Futbol sayesinde hayatın kurallarını öğrenecek. Bu kurallar ileride hayata daha kolay adapte olmasını sağlayacak.. Futbol oynamak fiziksel ve ruhsal terapi gibi gelecek oğluşumuza bak gör. Koordinasyonu gelişecek, diğer çocuklarla ilişki kurmasını öğrenecek ve büyüdüğünde daha hoşgörülü bir dünya görüşüne sahip olacak. Arkadaşlık ne demek öğrenecek. Futbol güzeldir çocuklar için. Bak gör, ego merkezli davranışlardan uzak olacak ve sosyal olmayı öğrenecek. Yenilmeyi öğrenecek. Birlik ve beraberliğin güç getirdiğini öğrenecek. “Bir elin nesi var iki elin sesi var” ın anlamını öğrenecek. Düşünsene, hem eğlenecek, hem de sağlıklı gelişecek” dedi.

Öyle de oldu. Senelerce antrenmana gitti. Çok eğleniyordu. Hatta antrenör, bebişimizin içindeki cevheri görmüş olacak ki, kaleci yaptı. O topu vuramayan çocuk, kalede muhteşem bir performans göstermeye başladı. Başarılı oldu. Leo‘nun olduğu kaleye kolay kolay gol olmuyordu. Her maçta tek bir ağızla; “Bravoooo Leooo“ diye bağırıyorlardı seyirciler. Bu da özgüveni için müthiş iyi geliyordu. Bütün çocukların öz güvenlerine iyi geliyordu bu antrenmanlar ve maçlar. Leo kalede, Matteo orta sahada, Simone forvet pozisyonunda, Andrea defans pozisyonunda, Nicolò ön libero da en çok isimlerini bağırdığımız isimlerdi izleyici basamaklarında. En güzeli de, maç sonunda bu çocuklar bir olup birbirlerini omuzlarında zıplatmalarıydı. Zafer hissini paylaşmalarıydı. “Birlikte başardık” diyebilmeleriydi.

Bu maç olayları yalnız çocuklara değil, biz ebeveynlere de iyi geliyordu. Ebeveynler toplanıp birlikte maçları izlemeye gidiyorduk. Birlikte “Bizim” takımı tutup, “Bizim çocuklara” hep bir ağızdan tezahürat yapıp, gaz veriyorduk. “Corri Matteooooo” “Dai Simoneeeeeeeeeeeeee”

“Tıra la palla Nicolòòòòò”

En eğlenceli anlarımızı ise, aile arkadaşlarımızla Avrupa veya dünya şampiyonluğuna baktığımız maçlar olmuştur. Hele hele birde Türkiye oynuyorsa veya Almanya oynuyorsa…. Ohhh işte o zaman bana söylediklerini bırakmıyorlardı bu İtaliano arkadaşlar. Bende altta kalır mıyım: ” Akşama İtalya’yı mahvedeceğiz. Gol üstüne gol atacağız, var mısınız” diye iddiaya girerdim.

2008 Avrupa futbol şampiyonasında çoğu maçları bizim evde izledik. Türkiye, Hırvatistan ile oynuyor ve hakem İtalyan Roberto Rosetti. Tüm arkadaşlar nefesimizi tutarak izledik maçı. 90 dakika gol yok. Yarım saat uzatmaya gidildi. 118. dakikada Hırvatistan 1-0 öne geçti. 120. dakika yani son anda Semih gol attı ve maç 1-1 bitti. O an ben kendimi kaybetmişim “Goooolllll goooolllll şampiyon Türkiyeeeee” diye bağırıyordum. Beni tanıyanlar artık şaşırmıyordu.

Ardından penaltılarla Türkiye yarı finale yükseldi. Yarı finalde Almanya ile müthiş bir düello oldu. Ama o maçı daha iyi oynayan Türkiye değil de, tecrübeli olan Almanya 3-2 kazandı. O Hırvatistan maçıyla Teknik Direktör Fatih Terim “Biz bitti demeden maç bitmez..” sözü bir kez daha anlam bulmuştu.. Demişti.  Hatırladığım kadarıyla Münir Bağrıaçık http://Bild.de/Türkçe yazısında o lafı çevirip “Türkiye otobüse binmeden maç bitmez” demişti.

Daha da öncesine gidince yıl 2006 FIFA Dünya Kupası Şampiyonluğu başlıyordu. Bütün dünya ve tüm Avrupa futbol havasında. Her yerde ekranlar açılmış maç gösteriyorlar. O ara Köln’e akraba ziyaretine gidiyoruz. Havaalanında her yere ekran koymuşlar. Uçak beklerken ekrana kitlenmiş, tüm yolcular maç izliyoruz. Birbirimizi tanımadığımız halde, birliktelik hissi ağır basıyor. Aynı takımı tutuyoruz çünkü. Almanya gol atıyor, bütün havaalanında uçak bekleyen yolcular tek bir ağızla “Gooooooollll” diye bağırıyoruz. Milli mutluluk bu olsa gerek.

Her yerde, Almanya bayrağı rengi taşıyan kolyeler satılıyor, ben durur muyum. Hem bana, hem de oğluma aldım. Taktık boynumuza sarı kırmızı siyah renklerindeki kolyemizi, diğer yolcular gibi bizde galibiyetin sevincini yaşıyoruz. 3 Temmuz Pazartesi günü iş başı yaptığımda galibiyet kolyem ile girdim ofise. Zaten Türk maçı olduğu günler, her zaman Türk bayrağı tişörtümü giyerim. O zamanlar beş İtalyan yakışıklısı ile satış departmanında çalışıyorum. Tek kadın, tek Türk benim. Zaten alışmışım erkek sohbetlerine. Sabah akşam iş arkadaşlarım maç konuşuyorlar. İddiaya giriyoruz. Benim işim kolay. Türkiye oynadığı zaman Türkiye’yi tutuyorum. Almanya oynadığı zaman, Almanya’yı tutuyorum. İtalya oynadığında ise İtalya’yı tutuyorum. Var mı böyle bir lüks başkasında?

Bir de kaybetmekle ilgili anım var.. O akşam İtalya Almanya ya karşı oynuyor. İş yerinde bana söylediklerini bırakmıyorlar. Yok Almanları böyle yeneceğiz. Yok şöyle yeneceğiz… Bende avazım çıktığı kadar bağırıyorum “Hahayyyyttt güleyim bari. Var mısınız iddiasına” Heyecan dorukta. Heyecan dorukta. Almanya, İtalya’ya karşı. Maç günü geldi çattı. Dediğim gibi Almanya İtalya’ya karşı. Yarı final Dortmund’da, 65 bin seyircinin önünde Meksikalı Hakem Benito Archundia müsabakayı yönetiyor.

italyanin kupa sevinci

Veeee o akşam yarı final maçı kim kazanıyor? Futbol severler kesin bilirler, öyle değilmi? İtalya 2:0 kazanıyor. Birinci golü Fabio Grosso dakika 118 de atıyor. İtalyanların efsane ismi bir yazımda sizlere anlattığım gibi bizim köyün yakınlarındaki Treviso’da doğan Alessandro Del Piero bir dakika sonra kendisine has şık bir vuruşla skoru 2-0 yaptı.  “UNO SPETTACOLO” diye bağırıyor spiker, ve ardından “ANDIAMO A BERLINOOOOOOOO” diye bağırıyor. Yani “BERLİN’E GİDİYORUZZZZZ” Final maçı Berlin’de oynanacak ya.

İtalyan’larin mutluluğu gümbür gümbür sokaklarda bile duyuluyor. Tüh ya, olmadı işte bu. Ama hakettiler kazanmayı, son dakika iki gol ile gerçekten hakettiler. Ertesi günü, yani 05 Temmuz Çarşamba sabah ofise gittiğimde, masamın arkasına kocaman bir karton yapıştırmışlar.

Üzerine de siyah kalem ile kocaman yazmışlar:

İtalya: 2 gol

Almanya: hahaha sıfır gol

Naber, Viva Italia. Birde gülen yüz boyamışlar. Zira İtalya, Dünya Şampiyonluğu için yola çıkıyordu.

Ne kadar futbol ile ilgilenmesem de, insanları bir araya getirdiğini gördüğüm için sevmişimdir futbolu ben. Zafer hissini yaşattığı için sevmişimdir futbolu ben. O sahada her devletin istiklal marşını saygı dolu okunduğu için sevmişimdir futbolu ben. Hiç olmazsa o futbol maçı sırasında, insanların bir olup, savaşı unuttuğunu, sevginin kazandığını, birlikteliğin kazandığını görmeyi sevmişimdir ben.

Almanların da zamanla Türk gençleri gibi zaferi konvoy yaparak, bayrağını araba camından uçurtarak sevinçlerini Berlin sokaklarında yaşamalarını sevmişimdir ben. Çünkü Almanya’nın senelerce tarihin getirdiği eziklik yüzünden zaferlerin içlerine sindire sindire yaşamamışlardır. Fakat Türk gençleri Almanların bu komplekslerini yenmelerine doğal kimlikleriyle, milli duygularıyla yardımcı olmuşlardır. Her futbol maçında Türk gençleri sokaklara dökülerek, zaferi kutlayarak, milli duyguları yaşamanın güzel bir duygu olduğunu öğretmişlerdir. Günümüzde artık Alman gençleri de sokaklarda Alman bayrağını sallayarak zaferlerini özgürce yaşıyorlar.

Spor insanı güzelleştiriyor. Zaten spora, futbola başlayan çocuk, genelde şiddetten uzak olur. Çünkü spor yapan çocuk, sosyal olmayı öğrenir. Ebeveynleri ile daha az problem yaşar, bir yere ait olmanın getirdiği özgüven ile büyür. Takım sporu oynayan çocuk ego merkezli davranışlardan ayrılır ve dediğim gibi sosyal olmayı öğrenir. Yenilmeyi öğrenir. Birlik ve beraberliğin güç getirdiğini öğrenir. Düşünsenize, spor yapan çocuk hem eğlenir, hem de sağlıklı gelişir.

Sağlıklı ve sporsever gençler yetiştirmek dileğiyle, İtalya karşısında hep birlikte Türkiye için ekran başında buluşmak dileğiyle. Sevgiyle kalalım.

Her şey güzel olacak.

Andrà tutto bene.

Gonca

Fotoğraflar: Münir Bağrıaçık, Türkiye Futbol Federasyonu ve Gonca Bilgiç

 

25 Comments

  1. Umarım tribünde bir yer bilirsiniz ve bu müthiş yazının devamı canlı canlı gelir. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷

  2. Gonca Hanim sahane yazıyorsunuz. Her zamanki gibi bir solukta okudum. Enerjiniz yazılarınıza da yansıyor, oradan da bizlere. Harikasınız. İzmirden sevgiler

  3. Gun aydin olsun Goncacigim…Yine bir solukta okudum yazını.. Yazdıklarına sonuna kadar katiliyorum… Bizim evde de agbim futbol hastasiydi, mac başlamadan herşey sehpanın üzerine güzelce yerlestirilirdi..Maç sırasında yerinden kalkmak ,konuşmak zinhar yasaktı.. Bu yasağa canım annem de uyardı…Maç bitiminde dediğin gibi herkes tek yürek olurdu. Milyonlarca insan birlikte sevinir ya da birlikte uzulurdu.. Guzel gunlerdi,koronadan dolayi sevinçler, uzuntuler balkonlardan sokaklara taşıyor artık.Olsun o da güzel..Balkondan da olsa, yine birleşiyoruz, yine barış içinde çığlıklar atıyoruz..Kisa süreliğine de olsa “biz”oluyoruz.. 💖Kalemine,emeğine sağlık tatlım…👏💖🥰😘Sevgimle Goncacigim…💖😘💐

  4. Gonca hanımcim 2-1 alacağız maçı inşallah…🥰❤️😘🙏🙏🙏🙏🙏

  5. “SPOR İNSANI GÜZELLEŞTİRİYOR”Harika bir tespit.Kakeminize sağlık tüm yazılarınız gibi bunu da keyifle okudum 🌹🌹

  6. Muhteşem bir yazı olmuş.Sizinle aynı duyguları paylaşıyorum.Oğlum 12 yaşında 4 yıldır lisanslı basketbol oynuyor.O maçlardaki heyecan hepimiz için ayrı bir duygu oldu.Sosyal ve sağlıklı bir birey olabilmeleri için takım sporları yapmalarının çok gerekli olduğunu düşünüyorum.İyi günler

    • Goncacığim ben futbolu sevmem ama esim tarihcesini bilir.Tüm eski futbolculara tarih dersi verir.Onlar da müthiş sevinirler.
      Amaaaa iş milli maç olunca futbolun yüzüne bakmayan ben herkesten cok birde yorum yaparim.
      Senin isin zor üç ülke üç kalp carpintisi.
      Yazilarinin güzelliği bana bile futbol yazisi okuttu.
      Tesekkurler.

  7. Futbol asla sadece futbol değildir 😋
    Veee tabii ki biz kazanacaz🤩🇹🇷

  8. Her şey güzel olacak.
    Andrà tutto bene 😉

    Muhteşem bir yazı kaleme almışsınız.
    Yüreğinize sağlık.

    #BizimÇocuklar 🇹🇷 💪

    Bugünkü maçı Türkiyem kazanır, kaç kaç biter bilmiyorum ama biz kazanacağız 😉

  9. Her şeyiyle çok güzel bir anlatım olmuş 👍
    👏👏👏👏👏👏👏👏

  10. Toll geschrieben und auch schöne Bilder 👍
    Gerçekten severek okudum, ellerine sağlık

  11. Bir eş iki de erkek çocuk olunca evde sporun her dalıyla ilgileniyorlar.Büyük oğlum Gazetecilikte okuyup sporla ilgili yazılar yazdığından konu çok ilgi çekici geldi.Geçende senden bahsediyordum İtalya’da bir arkadaşım var diye, ekrana bak izlediğimiz bisiklet turnuvası İtalya’da dediler.Sevgiler Ankara’dan.

  12. Çok güzel bir anlatım hepimizin hayatına futbol bir şekilde girmiş ben oğlumun cimnastikçi olmasını çok istesemde 10 yaşında ben futbolcu olucam demesiyle rotayı değiştirdik tabii 6 yıl cimnastik yapınca hemen U 10 takıma seçildi ne kadar anlatmaya çalışsamda futboll bilmiyor benim oğlum önce öğretin sonra maçlar anlamadılar bir kaç sonra bana hak verdiler geçmiş olsun çocuk psikolojisine şimdi 19 yaşında ben mühendis olucam diye futboll u bırakalı 1 yıl oldu .Bu gün ki mac skoru 2-0 yada 2-1Türkiye kazanır bence.Yazılarınizi ilgi ile takip ediyorum.

  13. Çok maç sevmesem de milli maçlar hep göğsümü kabartır ne kadar hezeyana uğrasak da.Ama bu akşam 2_1 Türkiye galip gelse diyorum içimden tabii ki.
    Bu arada iyi ki yazıyorsun Gonca.Yazılarını okumak büyük keyif veriyor

  14. Sevgili Gonca sen olunca coşku da var heyecanda.Ee birde ben gibi hiç mi hiç futbol sevmeyen biri bile heyecanliysa çok güzel sonuç gelecek insallah.
    Birlikte seyretmeye haydi.

  15. Dunya tatlisi Gonca hanim, benim futbolla hic alakam yoktur.Sayenizde maclari daha dikkatli izleyecegim.Oyle bi yazmissiniz ki, sanki ben de oradaydim.Butun yazilarinizi zevkle okuyorum.Sagolun.Varolun.

  16. İki erkek çocuk annesi olarak antremanlarını da izledim , fenerbahçeli olmama rağmen galatasaray maçlarını da çocuklarımla izledim ve galibiyet sevinçlerine katıldım.Çok güzel anlatmışsınız sporun faydalarını ve çocuk gelişimine olan etkisini. Kaleminize ve içten yazınıza bayıldım sevgiler. İyi oynayan kazansın 🙂

  17. Uhhhh mega toller Artikel . Habe ich sehr gerne gelesen 😍😍
    Ellerine, kalemine sağlık!
    Ben bizim çocuklar alırlar diyorum , aslında öyle umut ediyorum … 😅❣️

    Çocukken çok fena bir futbol hastasıydım , aynı senin anlattığın Berlin’de ki komşun gibi. Annemle çok kavgalar etmişimdir maçın en heyecanlı anında tv ‘nin önünden geçtiği için . Dualar , totemler… hepsinin bini bir para, yani fanatiklik hat safhada . Sonra baktım olacak gibi değil , asabiyet katlanılmaz hale geldi , vazgeçtim artık futbol sevdasından .
    Aslında futbolu hala seviyorum , ama futbolun Fatma’nın ortaya çıkardığı yanlarını ve fan’ı olduğum takımın edindiği mağlubiyet’i pek sevmiyorum 😅

  18. Eline kalemine sağlık, fotoğraflar ve seninle bütünleşen bir yazı olmuş. Futbolculuğunda yazı kadar iyiyse seni transfer etmenin yollarını bulmak lazım:)

  19. Yine çok akıcı bir üslupla kaleme almışsınız.Emeğinize sağlık.Fotoğraflarla daha da zenginleşmiş yazınız.Emeğinize sağlık.Çok keyifle okudum yine.Sevgiler

  20. Futbola bu açıdan bakmamıştım hiç..Bu güne kadar eşimin futbola ilgi duymamasına sevinirken,bu yazıdan sonravtüh ya keşke sevseydi dedim ya…🥰☺

  21. Maçı beraber seyrettik. Senin oğlanın maçlarına gittik. Yaz Gonca’ cım. Kendimi senin yaşamında gölge varlık gibi hissediyorum. Alışkanlık yaptın…Hem Türk kızı hem Dünya vatandaşı. Çok uluslu sevgi elçisi. Kalemine sağlık…

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*