IRKÇILIK POLİTİKTİR

İtalya’dan mektup var 8

Gonca Bilgiç | DieGazete.de / Venedik

Tam 20 yıl geçmiş aradan. Nihayet 9 ay sonra kucağıma verdiler bebeğimi. Anneler bilir: “Öyle bir duygu ki, anlatılmaz. Yaşanır!” Dokuz ay karnımda taşımama rağmen, duygularım belki diğer annelerden biraz farklıydı. Sanki bebişim karnımda büyümedi, benden doğmadı, sanki yüce Tanrı görünmez elleri ile kucağıma yerleştirdi. Sanki bir ses şöyle diyordu: “Bu bebeği sana emanet ediyorum. Onun büyümesinde yardımcı ol! Elinden gelenin en iyisini yap. Yol göster. Hayata öyle bir hazırla ki, kendi ayaklarının üzerinde dursun. Ona öyle bir sahip çık ki, gönül açlığı hiç bir zaman hissetmesin. Ona öyle güzel aile hayatı sun ki, bir gün şöyle arkasına baktığında, “ne kadar güzel bir çocukluğum olmuş meğer” desin. Sev onu. Koru onu. Ayaklarının üzerinde durana kadar himayen altında tut. İnsanlığı öğret. Dürüstlüğü öğret. İnsan olmayı öğret.”

Bebişimi ilk kucağıma verdiklerinde bu düşünceler dönüyordu beynimde. “Söz!” dedim. “Söz, elimden gelen en iyisini yapacağım. Seni seveceğim, yargılamadan, olduğun gibi, beklentisiz, koşulsuz seveceğim evlat. Merdivenin olacağım sana bu hayat yolunda, söz! Kişiliğine saygı duyacağım, meslek seçimine saygı duyacağım ve hatta senin yeteneklerini destekleyeceğim ki yolunu çizebilesin. İstersen eşcinsel ol hiç önemli değil, saygı duyacağım. Yeter ki sen mutlu ol. Evlat edinerek de, beni babaanne yapabilirsin, zira o kadar öksüz çocuklar var ki bu dünyada. Seveceğim seni evlat, koşulsuz seveceğim.”

Ve ben bu hayatta en çok anne olmayı sevdim. 20 yıl geçmiş aradan. Güzel bir delikanlı oldu. Hafta sonları arkadaşları ile buluşurlar. Bir pazar yine arkadaşları ile buluştular. Geç geldi eve. Hatta sabaha doğru geldi. Eli yüzü mor. Mosmor. Geceyi hastanede geçirmiş. Güzel bir mekanda yemiş içmiş ve geç saatte evin yolunu tutmuşlar. Yol ayrımında yalnız yürümeye başlarken bir grup gencin Çinli bir genç kıza ırkçı saldırıda bulunduklarını görmüş. Tam kıza bir de el atmak için hamle yaptıklarında benim oğlan araya girmiş. “Yaptıklarının hiç doğru olmadığını, kızı rahat bırakmalarını” söyleyince oracıkta genç grubun saldırısına uğruyor. Yüzü gözü şişiyor.

Irkçılığa ve şiddete göz yummadığı için neredeyse gözünden oluyordu. Oğlumun büyük şansı vardı, ucuz kurtuldu. Aynı olay bundan birkaç ay önce Roma’ya bağlı Colleferro şehrinde melez Willy’nin başına geldi. Willy Monteiro Duarte (Roma, 20 Ocak 1999 – Colleferro/Roma, 6 Eylül 2020), benim oğlandan 6 ay büyük ve dediğim gibi melez, dört gencin saldırısına uğrayan bir genci korumak için araya giriyor ve bu dört gençten ikisi Willi’yi ölesiye dövüyor. Öyle dövüyorlar ki, nefesi kesilip can verene kadar.

Genelde İtalyanlar kolay kolay sokaklara çıkmazlar. Fakat Willy o kadar sevilen bir gençti ki, o kadar güzel değerlere sahipti ki, arkadaşları sessiz kalmak istememişlerdi. Çıktılar sokaklara. Dolayısıyla Willi’nin hikayesi İtalya’da büyük yankı yaptı. Ve üstelik Willy’nin haberi 2020 eylülünün ilk haftasında kamuoyu üzerinde İtalya dışında da büyük bir etki yarattı, iyi ki de yarattı. Ve ben dahil haberi takip eden herkes, 20 yaşındaki çocuğun dövülerek öldürülmesi ve bu derecede şiddet ve kin taşıyan insanların var olması karşısında şaşkına döndük. Marco ve Gabriele-Bianchi kardeşler şu an hapishanede yargılanmayı bekliyor.

https://www.fanpage.it/roma/omicidio-willy-arrestati-per-droga-i-fratelli-marco-e-gabriele-bianchi/

Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, Willi’nin anısına sivil kahramanlık adına “Altın Madalya” vermiş. Ama kimin umurunda. Ben yapabilir miyim, bilemeyeceğim. Fakat Willi’nin annesi ve babası “Çocuklarının katillerini çoktan affettiklerini söylüyorlar ve intikam değil adalet” istiyorlar.

Biz yabancılar, her yerde sanki her an patlayabilecek bir barut fıçısının üzerinde yaşıyoruz. Çünkü neredeyse gün ve gün bu tür olayları yaşıyoruz. Kimin nereden saldıracağı belli değil. Geçtiğimiz yıl bu günlerde 9 genç Almanya’nın Hanau kentinde 43 yaşındaki ırkçı Tobias R.’nin saldırısına uğrayarak can veriyor, dün melez Willy dövüş sporcuları Marco (24) ve Gabriele (26) kardeşler tarafından öldürülüyor ve bugün de neredeyse sıra benim evladıma geliyordu. Ve Hanau’da gerçekleşen saldırının ardından tam bir yıl geçmiş. Ve tam 9 gencin hayatını kaybetmesi, ailelerinin evine ateş düşürdü.

Tabii ki hemen polise gidip suç duyurusunda bulunduk. Fakat buranın polisinin nasıl çalıştığını da biliyoruz. Çalışmıyorlar. Arkan yoksa kimse sahip çıkmıyor kardeşim. Şaka değil. Bir kere evimize hırsız girdiğinde, polise telefon açtık. Bize “Bundan sonra kapı ve pencereyi iyi kapatırsınız!” diye cevap vermişlerdi.

Hemen belediye başkanımıza mesaj attım Messenger’den. Oğlumun gözü yüzü şişmiş bir fotoğrafını da gönderdim kendisine. “Bu evladı ben yetiştirdim. Irkçılığa ve şiddete göz yummadığı için dövüldü. Irkçılık ve şiddet politiktir. Belediye başkanımız olarak bu çocuğa sahip çıkmanı rica ediyorum. Gençlerin sizlere ihtiyacı var. Ancak siz büyükler gençlere arka çıkarsanız, işte o zaman bu güzelim gençler de değerlerinin ve inançlarının doğru olduğuna inanır. Bu gibi olaylara göz kırpmazlar, çünkü sizlerin onları koruduklarını bilmek, onları güvende hissettirir, böyle olayları durdurmak için de cesaret verir. Ve bütün annelerin ve babaların çocuklarını dürüst yetiştirmelerini desteklemiş olursunuz. Gençlere doğru yolun bu olduğunu ancak sahip çıkarak gösterebilirsiniz. Zaten muhteşem Willy’i de böyle kaybettik. Başka kayıplarımız olmasın. Irkçılığa ve şiddete göz yumulmaması gerektiğini öğretmiş olursunuz. Ve biz ebeveynler emeklerimizle pişman olmayız. Bizleri dürüst evlat yetiştirdiğimizden dolayı  pişman etmeyin lütfen. Bin bir emekle büyüttüğüm oğluma doğru değerleri verdiğim için pişmanlık duymak istemiyorum.” diye yazdım. “Tamam, haklısın. Ben ilgileneceğim.” diye cevap gönderdi. Aradan 20 gün geçti, gazete haberini bana mesaj olarak atmış. Oğlumu dövenler bulunmuş. Hak, yerini bulma yolundaydı nihayet.

Dünyamızı ortak kullanıyoruz. Misafiriz aslında bu dünyada ve dolayısıyla hepimiz ortak olarak sorumluyuz etrafımızda olan bitenlerden. Barut fıçısının üzerinde yaşamayalım. Fıçımızı barut ile değil de sevgi ile dolduralım. Biz ebeveyn olarak çocuklarımızı sevelim. Biz ebeveyn olarak insanlara, doğaya, hayvanlara, ırklara cinsiyet ayrımı yapmazsak zaten en güzelini yapmış oluruz. Çocuklarımız zaten bizleri kopya çekerek öğreniyorlar, dolayısıyla konu etmemize bile gerek kalmıyor. Biz kendimize, çocuğumuza, komşumuza, doğamıza saygı gösterdikçe çocuklarımız da doğal olarak bizlerden öğreniyorlar, çünkü bizlerin adımlarını takip ediyorlar. Her annenin ve her babanın yapması gereken, çocuklarına önce insan olmayı öğretmek. Cinsiyet, dil, din, ırk ayırt etmeden saygı duymayı, hayvanları ve doğayı korumaları gerektiğini öğretmelerini diliyorum. Böyle yaptıkça, kendi dünyamız güzelleşir. Bizler de birer siyahi, Çinli, Hristiyan, Musevi vs. vs. olarak dünyaya gelebilirdik. Bu hiç kimsenin elinde olan bir şey değil. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” deyip gözümüzü kapattığımızda, o yılan maalesef başkalarını sokuyor. Yılanın, ırkçılık zehrine göz yummayalım. Üç maymunu oynamayalım. Zira şiddeti görmezden gelmek de şiddettir.

Willi’yi ve Hanau’da hayatını kaybeden gençleri burada rahmetle anıyorum. Işıklar içinde uyu Willy, ışıklar içinde uyuyun güzel gençler: Gökhan Gültekin (37), Sedat Gürbüz (30), Said Nesar Hashemi (21), Mercedes Kierpacz (35), Hamza Kurtović (22), Vili Viorel Păun (23), Fatih Saraçoğlu (34), Ferhat Unvar (22), Kaloyan Velkov (33).

Buradan politikacılarımıza seslenmek istiyorum: Irkçılık politiktir. Bizleri dürüst evlat yetiştirdiğimizden dolayı pişman etmeyin. Lütfen!

Her insan yurdunun dışına çıktığı an “YABANCI”dır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı mirası hatırlatmak isterim: “Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir. Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz. Gençler! Cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve kültürle insanlık değerinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaksınız. Biz her şeyi gençliğe bırakacağız. Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.

Çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışılmalıdır.

Hedefe yalnız çocukları yetiştirmekle ulaşamayız! Çocuklar geleceğimizdir. Çocuklar geleceği yapacak insanlardır. Fakat geleceği yapacak olan bu çocukları yetiştirecek analar, babalar, kardeşler hepsi şimdiden az çok aydınlatılmalıdır ki, yetiştirecekleri çocukları bu millet ve memlekete hizmet edebilecek, yararlı ve faydalı olabilecek şekilde yetiştirsinler! Hiç olmazsa yetiştirmek lüzumuna inansınlar! Okullardan başka gazeteler, küçük dergiler köylere kadar yayınlanıp dağıtılmalıdır. Bizim köylümüz ne gazete ne dergi okur. Bilenler bilmeyenleri toplayıp, okutmayı, onlara okumayı anlatmayı bir vazife bilmelidir.

Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, onlar her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! Bu belli. Fakat zekanı unut! Daima çalışkan ol! Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir.”

Her şey güzel olacak.

Andrà tutto bene

Bu yazıyı çok sevdiğim bir şiir ile kapatmak isterim:

Çocuklar

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
Halil CİBRAN

5 Comments

  1. Sevgili Gonca, yazını yine bir solukta okudum. çok güzel şeyler söylemişsin yaratmak istediğin farkındalık günümüzün can alıcı sorunu, özellikle Türkiyede. İtalyadaki Almanyadaki ırkçılık toplumun büyük kesimlerince lanetlenmekte toplumdan iyi tepkiler gelmekte, daha iyide olması lazım. çünki Bu ülkeler Faşizmin en azgın bir şey olduğunu diğer halklardan daha iyi biliyorlar. Senin bir dünya insanı olgunu biliyorum ülke sevgisini yüreğinde taşıyarak. Ülkemizde ırkçılık hat safhalarda buna kendine sosyal demokrat diyenlerin bir ucu azili faşist partilerle yarışa girmiş gibi. Avrupada farklı ulusal kimliklerden doğmuş çocuklar her türlü milliyetçi akımlara karşı yaşadığı ülkenin ilerici değerleriyle yetişirse enternasyonalist bakış açıları gelişir. Alman babadan Türk anneden veya italyan anneden Türk babadan olan çocukları tek yanlı ulusal bilince yönlendirmek yeni milliyetçiliğe destek demektir. Bırak çocuklarımız dünya insanı olsun ırkçılık milliyetçilik çağ dışılıktır. sevgiler

  2. Söylediğiniz herşeye imzamı atarım. Dünyayı sevgi kurtaracak☺️

  3. Irkçılık insan ayrımına şiddetle karşıyım..
    Bu “DÜNYA” Tüm canlılarındır..
    Kimsenin tekelinde değil..

  4. Sevgili Gonca öncelikle geçmiş olsun diyorum.Haklı mücadelen için tebrikler. Her çocuk kıymetli her çocuk bir tomurcuk, açmaya hazırlanan bir çiçek, onlar bize emanet ki emanetlerimize en iyi şekilde bakalım sevmeyi,saymayı, güçlü olmayı öğretelim ki ayakları üzerinde dursunlar.

  5. helal kız sana dün aklıma gelip nette senin son yazılarını gördüm. hepsi birbirinden güzel şahane canlı canlı yazılmış yüreğine emeğine sağlık. ama leo için çok üzüldüm geçmiş olsun. allah tekrarını yaşatmasın.
    yazılarının devamını bekliyoruz sonuna kadar devam. her şey güzel her şey daha güzel olacak 😘🍀🧿🌼

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*