MUCİZELERE İNAN, ÇÜNKÜ ONLAR HER GÜN OLUYOR

Tuğba harikalar diyarında…

Tuğba Yazıcı / DieGazete.de / Miami 

Mucizelere inanırım. İnanmamı sağlayan en önemli kanıt, her gün sabah yürüyüşüne çıktığımda, gökyüzüne bakmak ve bulutların hareketlerini izlemekten geçer. Sadece o anda bile kainatın işleyişi, bulutların hareketi, mevsimler, tabiat ve bunların sonucunda da “Yaradan”ın kuvvetine bir kere daha saygı duyar, yeryüzündeki kaostan, düşüncelerimi uzaklaştırırım. Hele bir de, kulaklığımda “Vivaldi’nin dört mevsimi” varsa, değmeyin keyfime. Genelde bahar bölümünü, dinlemeyi tercih ediyorum, gönlüm hep bahar olduğundan olsa gerek. Sonrasında bir “sihir” oluşuyor sanki ve o insanın üzerine yansıyor. Bunlardan bir tanesini paylaşmak istiyorum, sizlerle.

Bundan 6 sene evvel kendi adımla oluşturduğum markamın, koleksiyon hazırlıkları, siparişler, PR, çekimler derken, deli gibi koşturuyorum. 2015’in son ayı, yılbaşı öncesi.

Aynı zamanda bir ayağım Amerika’da. Ailemin bir kısmı yerleşmiş, bir kısmı da (o ben oluyorum) git-gel yapıyor. Hayatımın büyük bir değişikliğe doğru gittiğini çok fazla düşünmemek için de, çılgın gibi çalışıyorum. Hayatımı değiştirmek istiyorum. Ama insan o noktaya geldiğinde, biraz karmaşık duygular hissediyor.

Tam yılbaşı yaklaşıyor. Mini, şık, klasikten gelen bir koleksiyon hazırlayayım dedim, kendi kendime. Talep o kadar çoktu ki sürekli yeni bir şeyler üretmek zorunda hissediyordum kendimi! Neyse, uzatmayayım. Mini koleksiyona karar verdim ve esin kaynağım olarak da “Audrey Hepburn”u seçtim. Bana göre elegantlığın simgesidir, Audrey Hepburn ve yılbaşının atmosferi için, tam da bu duygu gerekliydi.

Mini koleksiyon çok kısa sürede, küçük samimi ekibim ile hazırlandı. Diz altı klasik siyah elbiseler, siyahlar, kırmızılar ve beyazlardan oluşuyor. Başka renk yok. Tabii elbiselerin iç astarları da, tamamen “göz”lerden oluşuyor, bu da oluşturduğum markanın farkı. Çünkü markamın sloganı: “Gözler daima üzerinizde…”

Koleksiyon ortaya çıktıktan iki gün sonra bir telefon geldi. Arayan çok sevdiğim bir gazeteci, Sabah gazetesinde köşe yazarı ve programcı olan Funda Karayel’in, o sıralarda “styling”ini yapan, şimdilerde bir sanat platformunda yazılar yazan, kız kardeşi Fulden’den. İkisini de çok severim. O aralar çok sık birlikte çalışıyoruz: “Tuğbacığım bize acil klasik, şık bir elbise gerekli. Özel bir program için İstanbul’a ünlü film yapımcısı Sean Hepburn Ferrer geliyor. Bilmeyenler için söyleyeyim: Audrey Hepburn, dünyanın en elegant Hollywood yıldızlarından birisi ve bir moda ikonudur. Aynı zamanda klas yaşam tarzı ve dünya genelinde yaptığı yardımlar ile herkesin hayranlığını kazanmıştır. “Unicef Barış Elçisi”dir. En ünlü filmleri “Sabrina” ve “Tiffany’de Kahvaltı”dır. Filmde giydiği siyah, kolsuz elbise ve kullandığı incileriyle, sayısız modacı ve tasarımcıya ilham olmuştur. Tıpkı benim gibi.

“Audrey Hepburn’un oğlu” diye devam edince, hissettiğim şaşkınlığı, varın siz tahmin edin! Mutluluk duygusu, sonradan eşlik etti. Ya da ben sonradan algılayabildim. Hazırladığım mini koleksiyondan seçtim, gönderdim. O beğendiğini giydi ve tabii ben de bir tanesini giyerek, çekimlere gittim.

Neyse, Mr. Ferrer tanıdığım en kibar, en şık beyefendilerden biriydi ve benim için çok güzel bir anı oldu. Ve yine o gün, benim için, çok güzel bir yol açan, bir anlaşma da yaptım. Diyeceğim o ki, o “Audrey” koleksiyonunu hazırlarken, nasıl bir çekim gücü oluşmuştu ki? İki gün sonra böyle bir teklif alıp, bir hafta sonra oğlu ile fotoğraflarda göreceğiniz gibi bir arada olabilmiştik. Rahmetli ölmeseydi, belki de kendisi gelecekti! Hayat nasıl enteresan!

Ben buna “Düşüncenin Gücü” diyorum. Bundandır ki, negatif düşünce veren hiçbir şeyi hayatıma sokmamaya çalışıyorum. Bu duyguları veren TV programları, saçma diziler dahil, ilk onları çıkardım hayatımdan. Vazgeçmesi de çok kolay oldu. Deneyin! Siz de farkı göreceksiniz. Farkı gören, bana yazsın, çok mutlu olurum, sizlerle de paylaşmak istedim bu güzel anımı.

Sevgiler ve güzelliklerle dolu bir gün diliyorum herkese…

Tuğba Yazıcı

www.tugbayazici.com.tr

İşte tam da böyle bir yazı kaleme almıştım gecenin üçünde, bir kadın sosyal dayanışma platformunda paylaşmak üzere.

Mucize öyle bir şey ki yazdıktan sonra bile devam etti. Çünkü gözlerimi açtığımda sizin için yazı yazmamı teklif eden Sevgili Gonca Bilgiç’in mesajı ile karşılaştım. Sevgili Münir Bağrıaçık ile paylaşmış yazıyı ve bana teklif getirmişler. Kendilerine, buradan da ayrıca teşekkür ediyorum. Bana, düşüncelerimi sizlerle paylaşma fırsatı verdikleri için. Benim için mucize demek “Beklenilmeyen, ama hep yapmayı düşündüğün şeyin, bir şekilde sana ulaşmasıdır.” Ve bunun “mucize” olarak nitelendirilebilmesi için sadece sizin anlayabileceğiniz bir örüntünün olması gereklidir. Ben, bir sosyal kadın dayanışma platformuna, motivasyon amaçlı gecenin üçünde yazı yazdım ve sabahın altısında gördüğüm mesajda, sizin için yazmam teklifiydi. Malum, saat farkı. Çok onore olmuştum.

Mucize buydu işte

Ben her zaman işaretlere göre ilerledim hayatımda. Ve bu olay benim için oldukça anlamlı bir işaretti. Düşüncemi olumlu ve başkalarına da faydalı kullandığım için, hayat bana farklı ve yeni ufuklar açıyordu. Mucize buydu işte!

Yazının ana fikri: Mucizeler gerçekten var ve biz birbirimize bunları iletmek için vesile oluyoruz. Kim mi söylüyor? Tabii ki ben, Tuğba  Yazıcı! Yani uluslararası sanatçı ve tasarımcıyım. Bugüne kadar New York, Miami, Boston, Chicago, Avrupa’da; İsviçre MAG, Paris Louvre Müzesi ve galeri sergileri, İtalya Floransa Bienali, Londra, İstanbul olmak üzere birçok yerde onlarca sergiye katıldım. Ve “Taşınabilir Sanat” mantalitesinde, kendi resimlerimin olduğu, moda markamı yarattım. Bugün resimlerim ve markamı taşıyan kadınlar sayesinde, dünyanın neredeyse her tarafında tasarımlarım giyiliyor. Çeşitli ödüller de aldım. Ayrıca, Türkiye’de çok sevilen dizilerde tasarımlarımı görmüş olabilirsiniz. “İstanbullu Gelin” ve “Jet Sosyete” bunlardan sadece ikisi.

Bir yol bulmak gerekliydi

Covid-19 dolayısıyla sıkışan enerjilerden, sanat dünyası da nasibini aldı. Sanatçı ve tasarımcıların eserlerini sergileyebilecekleri alan kısıtlandı. Her şey “online”a döndü.  Bir yol bulmak gerekliydi. Bu yüzden, biz de yeni bir oluşum başlattık.

Uluslararası platformda. Sanatçı ve tasarımcıların, galeri ve sanatseverleri buluşturacak bir “sanal galeri” kurduk. Bu yazı vesilesi ile sanat ve tasarım ile ilgilenen herkesi sosyal medya hesabım #arttmodernmiami adresimize davet ediyorum. Bir sanatçı olarak şunu söyleyebilirim ki, çeşitli sebeplerle bozulan psikolojileri, bir nebze olsun, iyileştirmek için, insanların sanatla ilgilenmelerini öneriyorum, en azından hobi olarak.

Çünkü sanat, bir kültürdür, kültürün iletilmesidir ve aynı zamanda bir terapidir. Terapidir diyorum, çünkü sanatın hangi dalı ile meşgul olursanız olun, dış dünyanın karmaşasından kendinizi soyutlarsınız. Ben bir ressam olduğum için resimden örnek vermek istiyorum: Tuvaliniz sizin en yakın arkadaşınız olur. Boyalar ve renkler de sizin duygularınızın tercümanı. İstediğiniz duyguyu tuvale aksettirebilirsiniz, hata da yapsanız önemli değil. Tuval affeder çünkü…

Sanat iyileştirir

Ben kendi adıma, bu şekilde hissediyorum ve dış dünyanın her türlü karmaşasından kendimi soyutluyorum. Resim ortaya çıktıktan sonra, tasarımcı ruhum ortaya çıkıyor ve onu nasıl işlevsel hale getirebilirim diye düşünüyorum. Hayat felsefem ve ritmim bu şekilde ilerliyor. Bunu siz de yapabilirsiniz. Önce size yakın olduğunuz alanı tespit etmeniz yeterli! Sanat iyileştirir, sanat mutlu eder. Mutlu insan da, etrafına içindekini yansıtır. Terapi budur. Kısacası, sanat terapisi sözün bittiği, yetersiz kaldığı yerde başlar. İnsanları iyileştirir, onarır, dönüştürür.

Ayrıca belirtmeliyim ki sanatın dışavurumcu terapi özelliği, stresi azaltmasıdır. Yapılan araştırmalar, güçlü duyguların bastırılmasının strese ve birçok hastalığa yol açtığını, ortaya çıkartmıştır. Sanatın hangi dalı olursa olsun, insanların bilinçaltındaki duyguları ortaya çıkartıp, onları iyileştirmektedir. Stres, davranış bozukluğu, alkol, travma, hatta Alzheimer ve Parkinson gibi kronik hastalığı olan kişiler için bile duygularını ifade edebilmelerinde etkin bir rol oynar.

Yazımı Nietzsche’nin bir cümlesi ile sonlandırıyorum:
“Doğrulardan ölmemek için, elimizde sanat var.”

Sağlıkla ve güzellikle kalın efendim, bir sonraki yazıya kadar…

Not: Başlık, Audrey Hepburn’a ait bir cümledir.

Yeni oluşumumuz, sanatçı, desinatör ve sanatseverlerin davetli olduğu, sanal galerimiz; @arttmodernmiami  İnstagram adresimizi takip etmeyi unutmayın lütfen

#tugbayazıcı  #contemporaryartist   #artist  #designer  #tugbayazici  #arttmodernmiami

www.tugbayazici.com.tr

 

6 Comments

  1. Tuğbacığım canım benim ne güzel yazmışsın📝💖 yine herzamanki gibi pozitif enerjini aldım🙏🌈💫🌞 Herşey gönlünce güzel olsun canım arkadaşım❤️🌹

  2. Canım Tuğbacım Güzel düşüneler ve enerjinle yolun hep açık olsun inşallah seni seviyoruz 🤍😘❤️

  3. Cok guzel ve orjinal olmus. Optimist bakis acisina bayildimm mucizelerin gercek olduguna inandim sayenizde🥇💯💯😍👍🏻

  4. Degerli Tugba hanim, bu yazinizi kacirmisim.Simdi okuyabildim.Sizinle gurur duydum.Butun tasarimlariniz cok ozgun.Ben de mucizelere inanirim.Hayatda ne istedigsem gerceklesmistir.Tebrik eder, basarilarinizin devamini dilerim.

  5. Nasıl bir çekim gücüdür gerçekten şaşırıyor insan bazen! Tesadüf asla değil, mutlaka bize bir öğretisi ya da bir getirisi var olan tüm bu şeylerin… Gökyüzüne bakıp aynı şarkıyı dinlediğimiz insanlarla bir şekilde temas etmek ne samimi bir duygu, insan kendini güvende hissediyor 🥰 bizi bir araya getiren şeyin öğretisini henüz bilmesek de nedeninin sanat olduğu aşikar! Sizden öğreneceğim çok şey var! Motivasyonunuza hayran kaldım, başarılarınızın devamını diliyorum! 💕 Ve kesinlikle; SANAT İYİLEŞTİRİR! 🌸

  6. Tuğba Hanım, tasarımlarınız harika. Düşünce gücüyle inandıklarınızı, istediklerinizi hayatınıza çekmişsiniz ve gerçekleştirmişsiniz. Enerjiniz, yaratıcılığınız muhteşem. Tebrikler…
    Mucizelere ben de inanırım. ☘️🐞

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*