İTALYA GÜNLERİ

Gonca Bilgiç / İtalya 

Ben Gonca. 1968 Yozgat doğumluyum, öğretmen bir babanın ve ev kadını bir annenin beşinci çocuğuyum. 70’li senelerde işçi çocuğu, yani ikinci nesil olarak Berlin’de büyüdüm, 19 yaşında bir erkek çocuk annesiyim ve 20 yıldır İtalya’da yaşıyorum. Hayatımın büyük bir kısmını Berlin-Kreuzberg’te geçirdim. İlkokulda o zamanlar biz Türk öğrencileri bir sınıfta toplarlardı. Türkiye’den gelen Türk öğretmenler tarafından eğitilirdik. Dolayısıyla Alman öğrencilerle pek ilgimiz olmazdı. Okul tatillerini Türkiye’de geçirirdik ve Türkiye’ye varır varmaz okul önlüklerimiz dikilir ve ertesi gün okula giderdik. Böylece hem Türkçemiz gelişirdi, hem de arkadaşlarımız olurdu ve canımız hiç sıkılmazdı.

Evimizin her yerinde kitaplar bulunurdu, ablam Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkand okurdu ve abim Aziz Nesin, Tommiks ve Teksas okurdu. Can sıkıntısından ablamın kitaplarını okumaya başladım. Okuyacak kitap kalmayınca abimin kitaplarına başladım. Aziz Nesin’in neredeyse tüm kitaplarını severek okudum, kendisini zaten “ikinci babam” olarak kendime seçmişimdir.

Avukat ve noter yardımcısı mesleğini bitirdikten sonra bir kaç sene çalıştım. Bu arada Berlin duvarı yıkıldı ve muzlar neredeyse altın fiyatına satıldı. Doğu Berlin üniversiteleri de bizlere açılmaya başladı. Tam istediğim bölümün de sunulduğunu öğrendiğimde giriş sınavlarına katıldım ve moda tasarım bölümünden mezun oldum. Zaten çocukluğumdan beri Almanya’dan çıkmayı düşündüğümden dolayı üniversite stajımı İstanbul’da ünlü modacı Ahmet Eraslan’ın atölyesinde yaptım, bu arada beni “büyüten” yönlendiren ve eğiten bu muhteşem insana ve yetenekli, altın kalplı Ahmet beye ve yanında çalışan Hafize ablama, Kadriyeciğime selamımı gönderiyorum. Atölyedeki kızlar ile araya bir de tatil sıkıştırıp Kaş’ta muhteşem bir tatil yaptığım sırada çocuğumun İtalyan babası ile tanıştım. Dört sene o İtalya’da ben Berlin’de ilişkimizi sürdürürdük. Sonra hayatımızı birleştirmeye karar verdik ve Berlin’de güzel bir Türk düğünü yaptık. Telimi duvağımı taktım, göbeğimi attım, takıları taktırdım ve İtalya’ya karnım burnunda 2000 senesi Mayıs ayında İtaliano kocacığımın güzel memleketine, Mirano’ya gelin geldim. Mirano, Venedik, Padova, Treviso’ya yakın çok hoş bir kasaba.

Çocuğum iki ay sonra 2000’in Temmuz ayında dünyaya geldi. İlk seneler Berlin’i çok özlüyordum. Ta ki LİDL süpermarketi keşfedene kadar. Her özlem duyduğumda LİDL’a gidip bir tur atıyordum. Oranın atmosferini içime çekip kendimi Berlin’de hissediyordum ve ruhum tok bir şekilde eve dönüyordum. Bu arada LİDL amcaya kocaman bir teşekkür borçluyum. Çocuğum üç yaşına basınca çalışmaya başladım. Marketing ve satış görevlisi olarak şirketlerin stratejilerini değiştirip yurtdışı satışlarını artırıyorum. Yanı sıra resim yapıyorum. Berlin özlemimi şimdilerde Metropol FM dinleyerek gideriyorum. O sayede de Münir Bağrıaçık ve DieGazete.de ile tanıştım.

Türkiye ve İtalya’da kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin gün ve gün artması, Berlin’de gözlemlediklerimden ve bilhassa Hatun Sürücü olayının etkisinde kaldım. Bu konuyu ele alıp işlediğim iki ayrı sergide bu resimlerimi sergiledim. Bu arada İtalya’da yaşamayı çok seviyorum. İklimini çok seviyorum. Al dente makarnalarını çok seviyorum. Senenin büyük bir kısmını terliklerle dolaşmaya bayılıyorum. Sabahları köyümüzün kahvesinde espresso içmek, brioche yemenin keyfi başka. Yanı sıra cumartesi veya pazarları günübirlik denize gitmek harika bir yaşam tarzı. Ancak İtalya’da durumlar herkesin malumu. İlk paniği atlattıktan sonra insanlarımız biraz kendilerine geldi. Korkunun ecele faydası olmadığını anladıktan sonra, elleri kolları sıvadılar. Bilhassa devletten pek bir şey beklenmeyeceğini bildikleri için ve bizim Türk toplumunda genel olarak yapıldığı gibi olayların gidişatını maşallaha, inşallaha bırakmamak için gerçekten kolları sıvadılar.

Birbirlerine destek vermek amacıyla gönüllü gruplar oluştu. İhtiyarlara, muhtaç olanlara yardım ellerini uzatanlar, uzaktan da olsa insanların günlerini en güzel biçimde yaşamaları için önerilerde bulundular. Evlerde kalmanın önemi tekrar tekrar dile getirilerek bu günlerin ancak birlik beraberlik içinde olursak daha güzel atlatılacağı üstüne basarak anlatıldı. Hayat bir şekilde Korona’ya rağmen paylaşılmaya çalışıldı.

Tam bir aydan beri evden çalışıyorum ve bu süre içerisinde dışarı çıkmadım. Çalıştığım şirket önlem olarak elemanların çoğunun evden çalışmalarını önerdi. Fazla izni olanlar izinlerini kullanmaya başladı ve 15 kişilik şirkette aktif olarak üç kişi çalışıyor. Çoğu şirketler kapatmak zorunda kaldı. Sadece ve sadece şu an gerekli ürünler ve gıda maddeleri üreten şirketler aktif. Evet, bir aydan beri alışverişe ben gitmemiştim. Dün uzun zaman sonra bir ilkimi yaptım. Daha evden çıkmadan maskemi taktım, eldivenlerimi giydim, alışveriş sepetimi aldım ve bindim arabama. Caddenin sağına dönmeden önce şöyle solda kalan minik köyümüze göz attım. Bakkalımız, kasabımız ve fırınımız açıktı. Onun dışında tüm dükkanlar kapalı. Genelde insan doludur köy merkezimiz. Kahveler, barlar çok hareketlidir. İtalyanlar, bir bara kafeye girip, espresso ısmarlayıp, bir yudumda içip, tanıdıklarını görürse “Nasılsın? İyi misin?” sohbetini yapıp mutlu bir şekilde kahveden çıkıp, günlük hayatlarına devam etmeyi çok sever. Genelde büyük bir trafik vardır. Fakat dün köy merkezimizin boynunu bükük gördüm. Hiç insan yok, her yer bomboş ve manavın önünde bir-iki metre arayla müşteriler maske ve eldivenden oluşan yeni “outfitleri” ile disiplinli bir şekilde sıraya girmişler.

Bir ara kendimi bir “Science Fiction” filminde gibi hissettim.

Neyse, ben markete doğru direksiyonu sağa kıvırdım. Yollar bomboş. Bir araba bile yok sokaklarda.

Fakat süper marketin önü beni biraz kendime getirdi. Bu aslında bir oyun değildi. İnsanlar gerçekten durumu ciddiye alıyordu. Alışveriş arabaları ile uzun bir sıra yapmışlar ve markete belirli sayıda müşteri alıyorlardı.

Çok hoşuma giden de, insanların disiplinli bir şekilde kurallara uyması ve hayat sevinçlerini ve neşelerini kaybetmemeleri. Maskeli olmalarına rağmen birbirleri ile konuşmaları, sohbet etmeleri, bazılarının el kol hareketleriyle söylediklerinin altını çizmesi beni gülümsetti.

Ve ilk günden beri her yere, her cama astıkları sloganlara inandıklarını fark ettim:

“Tutto andrà bene” “Her şey güzel olacak” Evet inanıyorum ben de, her şey çok güzel olacak.

Mutlu günler

17 Comments

  1. Canım benim, ne kadar güzel anlatmissin kendini ve yasantini, ama bir şeyi es gemicsin, ne kadar cilgin ve espirituel oldugunu. Seninle beraber dolaştım sanki köyünün boş sokaklarını ve seninle birlikte market sırasında bekledim. Bu hissi verecek sıcaklıktaki yazılarının devamını dilerim

  2. Gonca Hanım,
    Müthiş özetlemişsiniz, bu salgın günlerini atlattığımızda güzel günleri anlatacağınız yazılarınızı bekliyoruz.

  3. Gonca Hanim,

    Kaleminize saglik, sayenizde cok sevdigim Italya’ya gitmis kadar oldum. Sizinle sohbet etmek ve anilarinizi dinlemekten her zaman keyif almisimdir.

    Bu guzel memleketin en kisa zamanda Covid virusunden kurtularak tekrar neseli insanlarin meydanlara dolusmasini, yasli nenelerin balkonlarinda oturmani ve virusten etkilenen insanlarinda en kisa zamanda sagliklarina kavusmani diliyorum.

  4. Onca yıl yurtdışında eğitim görmenize ve yaşamanıza rağmen,ne güzel,ne yalın ve ne de içten bir Türkçe ile duygularınızı,gözlemlerinizi anlatmışsınız.Çok kutluyorum,sevgiyle kucaklıyorum,başarılarınızın devamını diliyorum.Sağlıcakla kalın

  5. Teşekür ederim çok güzel anlatmışınız. Akıcı ve insanın canını sıkmadan Yazım tarzınız var.

  6. Çok güzel yazılmış çok güzel antlatılmış eline kalemine sağlık sağlıklı kalın 🙏

  7. Goncacim yazini buyuk bir keyifle okudum. Bence daha cok yazmalisin, cunku cok guzel bir anlatim dilin var. Bu donemde hayata senin gibi umutlu gozlerle bakanlarin dusuncelerine ihtiyac var 😊😊

  8. cok ilginc buldum. berlinde yetis git italyada yasa. aslinda hic de fena bir yasam diil Hanfendinin sectigi. bahsettigi yerleri biliyorum, oldukca güzel yerler.
    hanfendiye italydaki yasaminda mutluluk dilerim. aman pandemiye dikkat etsin..
    mektuplarinin devamini bekleriz

    • Merhaba sevgili Korhan,
      Güzel yorumunuz için çok teşekkür ediyorum.
      Yazıların devamı geldi sayenizde.
      Kendimize iyi bakalım
      Gonca

  9. Harika sizi tebrik ediyorum çok hoşuma gidi yazdiklariniz.Ben Çanakkale lapseki deyim evdeyim dikkat ediyorum herkes uyarli olsun teşekkür ederim şevkle okudum sağlıkla kalın 7ayin da milaniyo ya turumuz vardı çok üzüldük gidemedik inşallah bu süreyi atlatiriz gine nasip olur sagilirim la

  10. Akıcı olmuş.. Yazıda yaşam öykünüzü günlük tutma şeklinde anlatmışsınız. Yani ünlü bir insan olsanız daha çok ilgi görür diye düşünüyorum. Sizi tanımayanlar için pek ilgi görecek bir yazı değil.

  11. Zevkle okudum çok güzel bir anlatım, biz birinci nesilin çocukları olarak çok zorluklar atlattık O günlerden bahsederken bir sıcaklık hissettim .
    Geçmişi ve anı güzel tanımlamışsın tebrik ediyorum, bu yazılar bitmesin devamını bekliyorum güzel be Tatlı kadın iyili varsın😘

  12. artı şunu söyleyim doğum tarihinizi ilk gördüğümde çok şaşırdım
    hatta inanamadım
    hiç göstermiyorsunuz
    Doğum tarihime şaşırdığını da yazabilirsin
    çok gençsiniz, bunuda yaşama sevincine borçlusunuz galiba, yazılarınızda dolu dolu bir insan olduğunuzu öğrendim
    içi kıpır kıpır olanlardan 🙂

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*